Erdoğan Coşkun Çap

Mağlup medeniyet

Değerli dostlar;

19. yüzyılın başlarında medeniyetimiz mağlup oldu. Mağlubiyet sonrasında Müslümanlar için zulüm yılları başladı. İşgallerin sömürülerin yerini güdümlü demokrasi ve diktatörler aldı. Bireysel başarılarla mutlu olmaya çalıştık. Makam, para, lüks yaşantı arzusu bütün dünyamızı kapladı. Batının modern kodlarıyla, inanmaya, algılamaya ve yorumlamaya başladık.

Galip olan batı medeniyeti düşünce dünyamızı yaşam alanımızı hayal dünyamızı işgal etti. Kutsal addettiğim vatan topraklarından daha kötü bir işgaldi. Ve bu işgal hala devam etmektedir. Elbette bireysel taleplerimiz ihtiyaçlarımız başarılarımız kazanımlarımız önemli.

Bireysel olarak her birimiz etkin bir cemiyetin, cemaatin güçlü bir siyasi oluşumun mensubu, büyük sermaye, yüksek mevki sahibi olmamız bu kazanımlardan gurur duymamız olasıdır. Ancak unutmamalıyız ki bizler mağlup bir medeniyetin çocuklarıyız.

Mağlubiyet galibiyete dönüşmediği müddetçe bireysel kazanımlarımız kalıcı olmayacaktır. Zillet içindeki şarkın, mekanik medeniyet ruhunu satmış garbın bizim nefesimiz sözümüze ihtiyacı var. Medeniyet tasavvuru olmayan bireyler dert ve zevk mekanizmasından başka bir şey değildir.

Cihan şümul devletin temellerini atan Ertuğrul Gazi, Osman Gazi Türkmen çadırında can verirken batının Türkleri mermer şatolarda yaşam sürüyordu. Allah (cc) zalime mühlet Müslüman?a Nusret verir. Mühlete muhatap olan zalim bütün zahiri sebeplere sarılarak zulmün zirvesini zorluyor.

Nusret vadedilmiş Müslümanlar sebeplere tevessülü zul addediyor. Hz. Peygamber (s.a.v) efendimiz birlikte rahmet, ayrılıkta azap var. İkazını yapıyor. Allah (cc) vahiddir. Vahdetten taraf olmamızı istiyor. Bizlerse bireysel başarılarımızla övünüp duruyoruz.

Ne acı değil mi? Bir kişi tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Siz hiç yaralı ceylanın aslanın inine sığındığını gördünüz mü? Hayvan olması sebebiyle iç güdüsel olarak zalime sığınmıyor. Ya bizler zalimden merhamet dileniyoruz. Elimizden hiçbir şey gelmiyorsa mazluma el uzatmıyor. Zalimin zulmüne dur diyemiyorsak, düşüncemizi, vicdanımızı hayallerimizi, yüreğimizi işgalden kurtaralım.

Değerli dostlar;

Şanlı peygamber (s.a) efendimiz bize İstanbul?un fethini müjdeledi. Allah (cc) fethin hayalini gören çilesini çeken, bedelini ödemeye razı olan Fatih Sultan Mehmet?e nasip etti. Hz. Peygamber (s.a) efendimiz bize romanın fethini de müjdeledi fethin gerçekleşmesi için önce hayalini kurmak, sonra çilesini çekmek, bedeline razı olmak lazım. Ayın 14?ü gibi hakikat Roma fethedilecek ancak, yüreğinde fethi gerçekleştirene nasip olacaktır.

Top yekün nefs-i emareden (isyan eden nefis) nefs-i levvameye (pişman olan nefis) terakki etmeliyiz.

Kalın sağlıcakla?

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...