Gonca Jale Peker

’İyi hal(!)’lerdeyiz

Başlarken belirtmeliyim, kimilerince ‘erkek düşmanı’ olarak tanımlanan feminizmin savunucularından biri değilim. Lakin, kadının siyasal ve toplumsal hayat içerisinde erkekle eşit haklara sahip, eşit koşullarda yaşam şansını yakalamış olmasını ve bu şekilde hayatını idame ettirmesini her zaman savunurum. Feminizmin teorik ve pratik olarak her ne kadar çok sayıda alt türü olsa da, bu hareketin çıkış noktası ve mücadelesi tam da budur aslında.

Kadının sosyal hayat içinde ki varlığını, bakışını, duruşunu, konumunu vb. birçok özelliğini belirleyen ve şekillendiren içinde bulunduğumuz sosyolojik, politik, kültürel, ekonomik ve psikolojik ortamdır. Kısacası, doğduğumuz andan buyana etrafımızda var olan, bizle hayat bulan her şey! En önemsiz gibi görünen bir objeden tutunda en önemli addettiğimiz canlı varlığa kadar. İşte tüm bunlardır; kadının adını koyan, bir birey olarak rolünü belirleyen, hayattan ne istediğini ve ne beklediğini tanımlayan… Rol model bir baba figürüdür, candan bir ağabeydir, babacan bir dededir, dost bir amcadır, arkadaş bir dayıdır, değer bir sevgilidir, hayırlı bir evlattır; erkektir. Yani başrolü oynayan karakterdir ‘adam’, kadın sahnesinde… ve tüm bu faktörlerle şekillendirdiği hayat oyununda oynar, yazılan ömürlerde!

İşte, şekillenen ömürlerden yalnızca bir kaçı; içselleştirilen 3.sayfa haberlerinden bazı manşetler…

Eşini çekiçle öldürdü 

Öz kızına tecavüz etti

Uyuşturucu tartışmasında eşi, 3 çocuk annesi kadını yaktı

Nişanlısını öldürüp araziye attı

2 ay önce evlendiği eşini öldürüp kayıp dilekçesi verdi

Sevgilisinin boğazını kesip başını taşla ezdi

Gün geçmiyor ki  dünyanın herhangi bir yerinde, en gelişmiş ülkesinden en az gelişmişine kadar, onlarca, yüzlerce, binlerce kadın şiddete, tecavüze, türlü ayrımcılığa, cinsiyet eşitsizliğine uğramasın, bir cinayete kurban gitmesin, katledilmesin! Sosyal statüsü ne olursa olsun, ister bir akademisyen, bir avukat, bir bankacı, isterse de bir ev hanımı…

kadincinayetleri.org’un verilerine göre, 2010-2015 yılları arasında Türkiye’de 5 yıl içerisinde 1.134 kadın öldürülmüş ki ben bu rakamın daha fazla olduğunu düşünüyorum. Cinayete kurban giden her 2 kadından birinin faili ise kocası ya da eski kocası! Bu beş yıl içerisinde, sadece 4 ilde kadın cinayeti yaşanmamış; Bayburt, Artvin,  Bingöl ve Karabük. Kadın cinayetinin en fazla yaşandığı iller ise İstanbul, İzmir, Ankara, Adana ve Gaziantep.

Peki, dünya sıralamasında ne durumdayız? Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO), Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Avrupa bölgesindeki 41 ülke üzerinde yaptığı araştırma sonucuna göre hazırladığı raporda Türkiye, işlenen kadın cinayetlerinin sayıları bakımından 41 ülke arasında 13. sırada yer alıyor. Ölüm oranlarının en az olduğu ülkeler ise sırasıyla İsviçre, İzlanda, Norveç, Slovenya, San Marino, İsveç, İspanya, Almanya, İtalya ve Avusturya.

Gelelim, kadına uygulanan her türlü şiddetin yargıdaki karşılığına…

‘İyi hal indirimi’: Kamuoyunda sıkça tartışılan ve bugün farklı birçok sosyal çevreden kadının değişmesi yönünde mücadele verdiği konulardan biri. Düşünün… Adam karısını planlayarak, bilinçli bir şekilde bile isteye öldürüyor. Duruşmaya takım elbiseli, kravatlı, gayet mülayim bir şekilde çıkarak savunmasında pişmanım,  şöyle oldu böyle oldu diyerek, hukuk dilinde ‘saygın duruş(!)’ gösteriyor ve örneğin verilecek olan müebbet cezası 25 yıla kadar indirilebiliyor. Yani suçlunun yargılama sürecindeki davranışları belirleyici bir rol oynuyor.

Hukuk dilinde iyi hal indiriminin kanunda yer alması, ceza adaletinde ‘ıslah edici adalet’ sisteminin benimsendiğinin bir göstergesiymiş. Yani, suçlunun cezalandırılarak ıslah edileceği ve akabinde topluma kazandırılacağı fikrini içermesiymiş. Aman ne harika bir fikir! Konu, kadınsa ve bir can ise neyin ıslahından bahsedebiliriz acaba?

Aslında temel sorun, İyi hal indirimlerinin bir nevi ‘teşvik’ gibi algılanması ve toplum nazarında adaletin eksik yerine getirildiği kanısının oluşmasıdır. Bugün, kadınların tek isteği kanun maddelerindeki tanımlamaların ve kapsamların net çizgilerle belirlenmesi ve verilen cezaların ‘caydırıcı’ bir hale getirilerek kamuoyu vicdanını rahatlatılmasıdır.

Gerçi verilen hiçbir ceza yitip gidin canları geri getiremez! Annesi gözlerinin önünde hunharca katledilen bir kız çocuğunun ruhunda yarattığı psikolojik travmayı yok edeme! Ya da bir erkek evladın, potansiyel kadın düşmanı bir birey olarak yetişmesini engelleyemez! Ancak, bir nebze adaletin doğru tecelli ettiği duygusu vicdanları rahatlatabilir, hepsi o kadar...

e-mail: gonca.peker@yahoo.com

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...