Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Selam Olsun!

İnsanın insana dost geldiği dünyada, insanın insana düşman olduğu manzaralar vicdanlarımızı yaralıyor.” İnsan insanın yurdudur”  ilkesini hayatımıza mihenk yapmak esas iken , “insan insanın kurdudur” zilletine hayat vermek isteyenler; dünyamızı buna göre inşa etmeye çalışanlar İblis’i ve onun kandırdıklarını sevindiriyor ama Rahmani özümüzü acıtıyor.

Millet olarak hatta ümmet olarak içine sokulduğumuz bu tünelin karanlığında yok olmamız veya ancak istedikleri bir halde dışarı çıkabilmemiz gayreti ve hesabıyla ellerden gelenin arda bırakılmadığı insanlığın unutulduğu bir düşmanlıkla imtihandayız.

Anaların babaların, insanoğlunun yıkmak değil yapmak için, imar etmek için geldiği inancıyla çocuklarına Ümran ismini verdikleri bir dünyada,  beş yaşındaki Ümranların bombalanmış bir binanın enkazından toza toprağa belenmiş küçük vücutlarındaki başlarından akan kanları minik elleriyle silmeye çalışırken korku dolu bakışlarına değdi bakışlarımız; insanlık adına utanarak vicdanlarımız kanayarak...

İşte tam böyle bir süreci yaşarken Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından gerçekleştirilecek olan anlamlı bir projenin İstanbul çalışmasının koordinatörlüğü ile görevlendirilmiştim. Başkanlığımız yurdumuzun doğu ve güneydoğu bölgelerinde devam eden terör olaylarından etkilenen çocuklarımız için rehabilite amaçlı bir program düşünmüştü. Diyarbakır’ımızın Sur, Bismil, Silvan; Hakkari’mizin Yüksekova, Şemdinli; Mardin’imizin  Dargeçit, Derik, Kızıltepe ilçelerinden hocaları rehberliğinde gelecek 500 civarında evladımız İstanbul, Ankara, Bursa ve Konya’da 16 Temmuz -14 Ağustos arasında sanat,spor,gezi, eğitim,kültür içerikli bir yaz kampının misafiri olacak;bölgelerinde yaşanan bizzat şahit oldukları üzücü hadiselerden daralmış gönülleri ferahlandırılacak, umutları tazelenecekti.

Gelin görün ki yola çıkacakları sabahı getirecek gecede ülkemizin, milletimizin tarihinde bir benzeri olmayan olayları yaşadık. Bir utanç gecesini onur gecesine çeviren bir millettik karanlık gecenin ardındaki aydınlık şafakta... Nifak nasıl bir alçaklıktır ki cehennemin en dibi ona revadır gördük. Boğaziçi Köprüsü o gece şahit olduğu sahnelerden sonra  15 Temmuz Şehitler Köprüsü oldu.

Bu şartlarda bir hafta gecikmeyle de olsa öğrencilerimiz ilçelerinden geldi ve programımızı icra edebildik. Genç gönüllerin yüklendiği sisleri dağıtan,umutları yeşerten, birliğimizi, bağlılığımızı, sevgimizi en derinden hissettiğimiz bir program oldu.162 kızımız ,8 rehber öğretmen arkadaşlarımız ve İstanbul müftülüğünce görevlendirilen 12 öğretmen arkadaşımızla  182 kişilik bir kafile halinde  sabahları eğitim faaliyetlerimizi, öğle sonları  sanat,spor etkinliklerimizi  yaptık;  hafta sonları da İstanbul’u gezdik.Davetimize  memnuniyetle  icabet ederek öğrencilerimize seminerler veren değerli konuklarımız , hocalarımız oldu.Yaz kampımız Ümraniye Atakent Kültür Merkezinde  sanat , musiki,drama çalışmalarımızı sunduğumuz bir  kapanış programıyla  sona erdi.Ayrılık hüznüyle uğurladık misafirlerimizi Diyarbakır, Mardin ve Hakkari’ye.. Eğitimci ekibimizde yer alan Hakkari Şemdinli’den meslektaşımız Beyan Geylani hocamızın duygularını dile getirdiği satırların pek çoğumuzun gönlüne tercüman olduğunu düşünüyorum. Rabbimizden 15 Temmuz’da düşmanlarımızı afallatan milletimizin birliğini ve bu beraberliğin gücünü feraset, basiret ve dirayetle daim etmesini niyaz ederek o satırları sizlerle paylaşmak istiyorum:

Ebu Zer’in yalnızlığını isterken
Musab bin Umeyrler,sahabe aşkıyla dolu yürekler karşıladı bizleri.
Doğudan gelen ters lalelerdik biz,
Dağların eteklerinde açan sessiz, sedasız. 
Sonra İstanbul’un laleleriyle buluştu, ters dönen hüzünlü lalelerimiz.
Bakışlar aynı, gönüllerdeki nota aynı; Mekke’nin fethi misali gönüllerin fethi.
Niye bu kadar güzelsin İstanbul?
Osmanlı’nın nefesi var yüzünde.
Bilal-i Habeşilerin sesi yükseliyor minarelerinde.
Uhut gibi yorulsan da, Ayneyn tepesinde bekleyen yiğitlerin var senin.
Bizler bulutun takip ettiği Peygamberin ümmetiyiz.
Ezanı susturmaya çalışan kılıcına karşı darbenin 
"Allahu Ekber!" diyerek kalkan oldu göğsü iman dolu gençlerin. 
Kürd’üydü, Türk’üydü, omuz omuza verdi.
Tankları tüfekleri, ìmanlarıyla yendi,
Hep birlikte "Ne Mutlu Müslüman’ım!"denildi.
Ah ah! Zeyd Bin Haris olamadık ki taşın önüne geçecek,
Sahabe zamanında yaşamadık ki Habibi görecek. 
’Ümmeti Ümmeti!’diyen aziz peygamberim
Önüne geçilecek inşallah bu fitnelerin.
Doğu, Batı diye ayrım yapanlar!
Taif’te taşlanan bir peygamber var.
Tek kötü söz söylemeyen bir yâr
Buralar peygamberin ayak bastığı diyarlar.
Tüm ümmetin nefesi var.
Seyyit Taha Şemdinli’nin Nehri’sinde
Davası aynıdır, Akşemsettin Hazretiyle.
Bizler de takip ettik yolu,
Onların da gönlü Muhammed’in muhabbetiyle dolu,
Doldu sebilimize kardeşlik nuru
Işık olmayan yere dağıtacağız onu.
Şemdinli, Yüksekova Anteplisinden aldı deva.
Sur,Silvan,Bismil, geldik, gidiyoruz hava sis mi?
Derik,Dargeçit,Kızıltepe,
Haydi kal selametle ey yedi tepe!

O bilince eremeyenler, zulüm ve nifak tohumlarını insanlığa serpmeye devam etseler de Allah’a vereceği bir hesabı olduğu bilinciyle yaşayanlar, insanlar arasında selamı (barış/huzur) yaymaya, bunun gayreti içinde olmaya devam edecekler. İyi ile kötünün mücadelesi kıyamete kadar sürecek şüphe yok. Fakat nihai zafer iyiliğin olacak elbette kötülük kaybedecektir. Mademki kötülüğü yok etmenin bir yolu da iyiliği artırmaktır, o halde iyiliğin mücadelesini verenler kötülüğü yaymaya çalışanlardan çok daha fazla çalışmalı.

Selamı yayanların mükâfatı Rablerinden işitecekleri “Selam size” sözü olacak. Ne mutlu o hitaba ereceklere… İyiliği hakim kılmak için kötülüğe ve zulme karşı duran şehitlerimize ve gazilerimize; zalimin üzerine kahramanca yürüyen şanlı ordumuzun her bir neferine bu dünyada da ahirette de selam olsun…

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...