Reklam
Baro Başkanı Kocasakal Beykoz’da konuştu

Baro Başkanı Kocasakal Beykoz’da konuştu

Vatan Partisi Beykoz İlçe Örgütü, İstanbul Baro Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Görevlisi Avukat Doç. Dr. Ümit Kocasakal’ı ağırladı.

Vatan Partisi Beykoz İlçe Örgütü’nün ev sahipliğinde Beytaş Teras Kafede düzenlenen kahvaltı programına İstanbul Baro Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Görevlisi Avukat Doç. Dr. Ümit Kocasakal, eski Devlet Bakanı Önay Alpago, ADD Beykoz Şube Başkanı Mualla Sarpdemir ve Yazar Naci Özen ile partililer katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan program Vatan Partisi Beykoz İlçe Başkanı Hakan Ekiz’in sunum konuşmasıyla devam etti. Katılanlara teşekkür eden Ekiz, kısa hoşgeldiniz konuşmasının ardından sözü İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal’a bıraktı.

İstanbul Baro Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit KoEcasakal,  bir buçuk saat süren konuşmasında şunları dile getirdi; Kim çağırırsa çağırsın giderim. Eğer AKP çağırsa seve seve giderim… Size bugün büyük fotoğrafı göstermek istiyorum. Günümüzde işgaller artık topla, tüfekle, askerle yapılmıyor. Daha sinsi bir işgal türü var. O ülke tek bir asker kullanılmadan, tek bir mermi kullanılmadan zihinlerde işgal ediliyor. Bu çok sinsi ve tehlikeli bir işgal türü. Çünkü görünürde bir düşman ile mücadele daha kolaydır. Ben şundan kesin eminim. Şu an yabancı bir ülke askeri Türkiye’yi işgal etse 79 milyonuyla bu millet bir anda ayağa kalkar. Ama diğer işgal de düşmanı göremiyorsunuz. Düşman size kendisini göstermiyor. Barış, demokrasi, kardeşlik gibi sözcüklerle, anlamlarını çarpıtarak karşınıza geliyor. Bu işgale karşı durmak çok daha zor. Bu işgal kuvvetlerinin de büyük çoğunluğu ülkemizde ve maalesef kendi vatandaşlarımızdan oluşuyor. Bir takım devşirme etki ajanlarıyla işgal gerçekleştiriliyor.

Türkiye şu anda işgal altında bir ülkedir. Türkiye şu anda bağımsız bir ülke değildir. Yarı sömürge bir ülkedir. Burada akıllara şu soru geliyor. Nasıl oldu da büyük bir kurtuluş mücadelesi ile yedi düvele boyun eğdirmiş, tam bağımsızlığını elde etmiş bir ülke nasıl oldu da bu hale geldi? Nasıl oldu da Osmanlının bütün borçlarını ödemiş genç cumhuriyet, bir kuruş dış borcu olmayan, kendi kendine yeten bir ülke nasıl bu hale geldi? Bunun muhasebesini yapıp kara kara düşünmeliyiz.

Atatürk’ü en az tanıyan kesim Atatürkçülerdir

‘Neo Osmanlıcılık, ‘Yeni Osmanlıcılık’ projesi bir ABD Emperyalizmi projesidir. Atatürk’le uğraşmadan, onu itibarsızlaştırmadan, onu yenemeden bu projeyi uygulama şansınız yoktur. Türkiye’nin bu noktaya gelmesine sebep olan 5 kırılma noktasını sizlerle paylaşmak isterim. Atatürk’ü en az tanıyan kesim Atatürkçülerdir. Atatürk’ü sevmemiz saymamız yetmiyor. Onun zekâsını ve dehasını anlamamız gerekiyor. Türkiye’de şu an 100 yıllık bir hesaplaşma görülüyor. 100 Yıllık bir satranç ve şu an şah çektiler Türkiye’ye ama yenemeyecekler. O işler öyle kolay değil.

15 Temmuz darbe girişiminin sonuçlarını söyleyeceğim ben size. Hatta bir iki tanesini söyleyeyim. Birincisi bu ülkede Atatürk sevgisini, saygısını hiç kimse yok edemez. Çok net olarak ortaya çıkmıştır. İkincisi cumhuriyet rejimi ile toplumun sinir uçlarıyla kimse ilelebet oynayamaz. Herkesin dönüp geleceği yer Atatürk devrimleri ve cumhuriyettir. Bir diğer sonuç olarak tarikat ve cemaatler ülkenin zenginliği değil ta tersi tertemiz din duygularını sömüren bir urdur, mutlak suretle sökülüp atılması gerektir. Nerede bir tarikat ve cemaat varsa arkasında biliniz ki emperyalizm vardır.

Bunların alayı müşriktir

Tarikat ve cemaatlerin insanlara yaptığı kötülükler şunlardır; Bir tarikat ve cemaatler insanları birey olmaktan alıkoyuyor. O yapı içerisinde köle oluyor, bireyliğini yitiriyor.  İki müthiş bir ticari rant kapısı haline geliyor. Üç yurttaşlık bilincini köreltiyor.(…) Boşuna mı kapatıldı tekke ve zaviyeler. Zaten bunlardan ödün verildiği için ortaya çıktı Fetullah Gülen denen Pensilvanya Soytarısı. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Efendim alnı secdeye değiyormuş. Alnı secdeye değiyorsa ben yüreğine bakarım. Alnın şeklen secdeye değerken yüreğin vicdanın para kutularına değiyorsa, kıblen Mekke değil de Pensilvanya ise istediğin kadar başın secdeye değsin. Diyorlar ya ‘Rabbimiz beni affetsin.’ Rabbimiz affeder mi bilmiyorum ama işlerinin çok zor olduğunu düşünüyorum. (…) İnsanları inanan-inanmayan, cennetlik-cehennemlik diye ayıran, aslında sadece Allah’a ait olan takdir yetkisini gasp edip kendi üzerine alıyor. Yani Allah’a şirk koşuyor. Bunu yapanların alayı müşriktir.

Şimdi bu 5 kırılma noktasını iyi bilmemiz gerekiyor. Türkiye’de karşı devrim bana göre diyalektik ile düşüneceksek eğer 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilanı ile başladı. Bu şu demektir; cumhuriyetin ilanı ile karşı devrim de çalışmaya başlamıştır. Yalnız karşı devrim o tarihlerde yeşerecek bir toprak bulamamıştır. Serbest Fırka denemesinde ilk kuruluş beyannemesi şudur ‘biz dine saygılıyız’. Bu iki anlama gelir. Bir cumhuriyeti kuran partiyi dinsizlikle suçlar. İki biz bundan sonra dini alabildiğine kullanacağız anlamına gelir. Bunu bilen Ulu Önder o tüm sıcaklığı ve samimiyetiyle etrafındakilere der ki; “ Ne ayıp bir şey. Zaten dine saygılı olmak gerekmez mi!” Ne zamanki Demokrat Parti döneminden başlayarak bunlar bir oy deposu olarak görülmeye, gericilik okşanmaya, büyütülmeye başlamıştır; o zaman karşı devrim de yeşermeye başlamıştır.

Bunların en büyük düşmanı eğitimdir. Sakın ha kimse günümüzde yurttaşlarımıza bir kabahat bulmasın. Kimse ‘Vay efendim bunlar cahil, makarnaya, nohuta oy veriyorlar da…’ demesin. Siz bu ülkenin sözde okumuşundan, sözde aydınından ne hayır gördünüz ki karnını doyuramadığınız, eğitemediğiniz halka kabahat buluyorsunuz. Halkın hiçbir kabahati yok. Devlet görevini yerine getirememiş. O eğitim arttıkça bunların gücü düşüyor. O sebeple birinci kırılma noktası 10 Kasım 1938’dir.

Türkiye’de bir Cumhuriyet denemesi oldu ama Ulu Önder’in ölümüyle yarım kaldı. Bakın o yarıda kalmış halinin bile ışığı nasıl, bir de tamamlanmış halini düşünün ki tamamlanacak. İkinci kırılma noktası Türkiye’nin çok partili siyasi hayata çok erken geçmiş olması. En az bir 10 sene daha devam etmeliydi. Bir kuşak atlamalıydı o cumhuriyet kuşağı tam olarak yetişmeliydi. Bilimsel bakalım Fransa’da devrim 80 sene sürdü. Temizlik anca 80 senede yapılabildi.(...)

Dünya’nın en büyük terör örgütü NATO’dur

Üçüncü kırılma noktası Halk Evlerinin ve Köy Enstitülerinin kapatılmasıdır. Çünkü ülkenin kültür ve düşün hayatına çok büyük darbe vurmuştur. Çok ilginç anayasa referandumunda Karadeniz’de hayır çıkan tek il Artvin-köy enstitüsü var- , Trabzon’da hayır çıkan tek ilçe Beşikdüzü -köy enstitüsü var-. Bu tesadüf olamaz. Işık hala geliyor oradan.

Dördüncü kırılma noktası Türkiye’nin 1952 de NATO’ya girmesidir. Türkiye NATO’ya girdiği andan itibaren tam bağımsızlığı bitmiştir. Atatürk devrimlerinden en önemlisi bağımsızlıktır. Bağımsızlık olmadan diğerlerinin uygulama şansı yoktur. Dünya’nın en büyük terör örgütü NATO’dur. Günümüzde deniyor ya üst akıl, orta akıl falan. Açık açık söyleyeceksin. ABD Emperyalizmi, yetmiyor bir de AB Emperyalizmi. Bu gün kim kem küm edip Amerikan Emperyalizmini ağzına alamıyorsa ben kendisinden şüphe ederim.

Darbe sonrası başbakanı Turgut Özal

Türkiye NATO’ya girdikten 4 sene sonra 1956 da Nelson Aldrich Rockefeller, ABD Başkanı  David Eisenhower’a mektup yazıyor. Türkiye’ye yapılan iktisadi yardımları eleştiriyor ve diyor ki;” Sayın başkan Türkiye’ye bu yardımları yapmayınız. Çünkü oltadaki balığın yeme ihtiyacı yoktur.” Maalesef ülkeyi, Mehmetçiğin kanını, süt tozuna, Amerikan bezine sattılar.

Beşinci ve son kırılma noktası da 12 Eylül 1980’dir. Ne olduğunu bilmek lazım. Kardeş kardeşi vuruyordu da, anarşi vardı da bunlar işin hikayesidir. Gerçeği şudur. 12 Eylül darbesinin olma sebebi darbeden 9 ay önce alınan 24 Ocak kararlarıdır. 24 Ocak kararları Türkiye’nin uluslar arası kapitalizme tam olarak entegre edilmesi operasyonudur. 12 Eylül darbesi, 24 Ocak kararlarının anayasal ve siyasal alt yapısını oluşturmak için yapılmıştır. 24 Ocak kararlarının yazılı mimarı kimdir? Turgut Özal. Peki, darbe sonrası başbakanı kim? Turgut Özal. Bu 5 kırılma noktasıyla Türkiye bu duruma geldi.

Bir ülkeyi işgal edebilmek için şunu yapmalısınız. Her ülkenin tarihinden gelen bir genetik yapısı vardır. İşte o ülkenin kodlarıyla, genetiği ile oynamanız gerekmektedir. Türkiye’nin masumiyetini çaldılar. Bu ülke Filiz Akınları, Tarık Akanları, İlhan İremleri, Zeki Mürenleri unutursa biter.

İmam – hatiplerin arkasına saklanıyor

Bu ülkeye 3 tane tehlikeli virüs attılar. Etnisite virüsü, mezhep virüsü, din sömürüsü virüsü. Bu ülkeyi başı açık-kapalı, Alevi – Sünni, Kürt – Türk diye böldüler ve onun ekmeğini yiyorlar. Bazı şeyleri şekle oturttuk biz. Her başı kapalı olan Atatürk düşmanı, cumhuriyet düşmanı olmadığı gibi, her başı açık olan da cumhuriyetçi olmuyor. Mesel antiemperyalist olabilmekte.

Bu süreçte hiç kabahati olmayan halktır. Siz devlet olarak bu insanları eğitememişsiniz, karnını doyuramamışsınız. Bu halkın ne kabahati olur. İnsanlar eğitildikçe göreceksiniz nasıl gidecekler. O yüzden bilimsel ve laik eğitime saldırıyor. O yüzden imam-hatiplerin arkasına saklanıyor. Tıpkı terör örgütünün anaların arkasına saklanması gibi. Sen ağlatıyorsun anaları. Cesur olun çıkın anaların arkasından. O analar sizi boğar. Bunlar da laik eğitime saldırıyor. İmam hatipleri kuran, diyaneti kuran cumhuriyettir zaten. Ama sizin gibi ticari rant elde etmek için değil, insanlar dinini en özgür şekilde yaşasınlar diye. Laiklik inanan insanların etrafını çevirip onları koruyor ki onların arasına din simsarları girip o duygularını sömüremesin. İnsanlar özgürce inançlarını yaşasınlar. Allah, kitap, peygamber bunlar kutsal şeylerdir, sömürülemez. Laiklik bunların sömürüsünü engelliyor. Din doğru kullanıldığında en kuvvetli birleştirici olur, yanlış kullanılırsa en atomize hale kadar parçalar.

Darbenin ruh iklimin yaratan bu siyasi iktidardır.

Emperyalizm ulus devlete saldırıyor. Günümüzde emperyalizme bir tek ulus devlet direnebilir. Çünkü ulus devlet ve onun bir parçası olan yurttaşlık bilinci her türlü alt kimlikten önce ve öte size ortak bir aidiyet duygusu veriyor. Önce yurttaşım dedirtiyor. Şuna da karşıyım. Diyorlar ki ‘Türkiye’de ulus devlet öldü.’  Peki bu ulus devlet neden ABD’de, Fransa’da, İngiltere’de, Japonya’da ölmüyor da Türkiye’de ölüyor birisi de bana izah etsin.(…) Bizi birleştiren yegane şey bu yurttaşlık bilinci.

Hayatın gerçekleri var. Ben diyorum ki istisnasız bütün okulları imam-hatip yapsınlar. Bakayım bu ülkenin doktora, mühendise ihtiyacı olmayacak mı? Zaten hata şuradan belli madem bu kadar samimisiniz çocuklarınızı okutmak için ABD ya da İngiltere yerine, Katar’a, Suudi Arabistan’a gönderinde görelim.

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ABD var. Hiç bunun lamı cimi yok. Işid, Pkk, Pyd gibi bir diğer tetikçisi Fetö üzerinden. Bu darbe teşebbüsünün ruh iklimin yaratan, 15 senedir uyguladığı politikalarla akıl ve bilimi sürgüne gönderip yerine hurafeleri, cemaatleri koyan, devleti kendi elleriyle bu cemaat ve tarikatlere teslim eden, insanları 72 parçaya bölüp kutuplaştıran bu siyasi iktidardır.

İki testi çarpışırsa biri kırılır biri çatlar.

Bu saptamayı yapmak bu tehlikeli örgütü ortadan kaldırmamakta. O yüzden her ne kadar payı büyükse de siyasi iktidarın, bu örgütle mücadele etmesini desteklemek gerekir. İki testi çarpışırsa biri kırılır biri çatlar. Önce biri kırılacak, çatlayanı da biz kıracağız.

TSK darbe falan yapmamıştır. Darbeyi bu emperyalist çete gerçekleştirmiştir. TSK ise bu darbeyi önlemiştir. Bir bütün halinde Türk Milleti ve Türk Polisi engellemiştir. Aslında darbeyi önleyen en önemli şeylerden bir tanesi de milletin ne kadar siyasi iktidara muhalif olursa olsun anayasal düzene olan saygısıdır. Bunun kıymetini bilsin Ak Parti. Darbe görünürde hükümete karşı yapılmış gibi görünürse de aslında her darbe anayasal sisteme, milletin kendisine yapılmıştır. Artık anayasal sisteme karşı herhangi bir saldırı halinde ister askeri ister sivil, milletin bunu kollayıp koruması da bizzat siyasi iktidar tarafından demokrasi nöbetleriyle tescil edilmiştir.

Türkiye bu karanlığı her türlü kutuplaştırmayı, ayrımı reddederek, antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı bir ruh üzerinde birleşerek ve gerçekten üreterek aşacak bu karanlığı. Ben bunu şu şekilde sloganlaştırdım ‘Kurtuluş kuruluşta’..

YORUMLAR...