Reklam
Sueda Muradoğlu

Okullar ve Velileri

‘Okul’ aslında sadece bir sembol!

Eğitim elbette okul duvarlarıyla sınırlandırılmış bir süreç değil. Süreç olduğu doğru ama doğum ve ölümle sınırlı bir süreç.  Yani tüm yaşamın tam da kendisi. Piaget’ nin ‘Yaşam Boyu Öğrenme’ derken kastettiği gibi.

Okullar eğitimin sadece bir parçası ama  en disiplinli ve sistematik parçası. Geleceğimizi  içindeyken kurguladığımız, performanslarımız doğrultusunda mesleklere yöneldiğimiz, adeta bir yaşamın önsözüdür okullar…

İşte tam da yukarıda yazdığım sebeplerden; her öğretmen bir mimardır! Yapı değil, gelecek çizen mimarlar! Ama elbette tek başlarına bunu yapamazlar. Her öğretmenin, her bir öğrenci üzerinde başarılı olabilme ölçüsü, o öğrencinin ailesiyle kurduğu etkili iletişimin ölçüsü kadardır. Yani öğretmen ve aile işbirliği içindeyse, o öğretmen dolayısıyla da öğrenci hedefine ulaşabilir. Ailesiyle iletişim kurulamamış öğrenciler için öğretmenin sarf ettiği emek, suya yazı yazmaktan farksızdır.

Ne tür bir ailenin parçası olduğunu, ne tür imkanlar ya da imkansızlıklar içinde olduğunu bildiğimiz öğrenciler için biz öğretmenlerin elbette yapabilecekleri pek çok şey vardır. Ancak, veli olmayı okul giysilerini, okul  eşyalarını satın almaktan, çocuğunu sabahları okul servisine bindirmekten ibaret zanneden ailelerin çocukları içinse yapabileceğimiz pek bir şey olduğu söylenemez.

Eminim bu yazıyı okuyan pek çok kişi ‘ben onlardan değilim’ diyecek! Oysa emin olun ki çoğu onlardan ve bunun farkında bile değiller. Örneğin, çocuğunun sınav notunun neden düşük olduğunu araştırmak için okula gelen bir veliye soracağımız birkaç soru ile notun sebebini biz şahsen çok net anlayabiliyoruz! Tüm gün evde yalnız başına, pardon bilgisayarı ve akıllı telefonuyla baş başa olan bir çocuk acaba sınavlarından neden düşük notlar almaktadır? Savunma oldukça klasiktir; ‘çocuğumun isteklerini yerine getirebilmek,  ona daha güzel bir gelecek sunabilmek için eşim de ben de çalışıyoruz ve maalesef onu evde yalnız bırakmak zorunda kalıyoruz’ !!!

Bu açıklamanın ardından, bahsi geçen öğrencinin evde ders çalışabilmesini sağlamak için ne yapması gerektiğinin de öğretmene sorulması, bu işin en trajik yanı olsa gerek! ‘Daha az kazanın o zaman efendim’ diyebilmeyi çok isterdim. ‘Siz para kazanırken çocuğunuzun geleceği elinden kayıyor’ diyebilmeyi de!

Bir defasında okul saatinin bitmesine  iki ders kala, çıkan acil bir seyahatleri yüzünden çocuğunu okuldan almaya gelen bir veliye nasıl mahcup olmuştum hiç unutmam! Veli izin kâğıdıyla öğrencisini götürmek istiyor, sınıfını soruyoruz, tabi önce velinin çocuğunun kaçıncı kademede okuduğunu hatırlamasını bekliyoruz. Küçük bir beyin fırtınasından sonra 6. Sınıf öğrencisi olduğundan artık eminiz! İsim sorduğumuzda ismin hiç tanıdık gelmediğini fark ediyoruz. Velinin öğrencinin şubesini hatırlamasını beklememiz  fazla ileri gitmek olacağından,  bilgisayar sistemi üzerinden öğrencinin şubesine ulaşmaya çalışıyoruz ancak ulaşamıyoruz!  Haklı olarak (!) veli ses düzeyini bir hayli yükseltiyor, ithamlarda bulunmaya başlıyor! Öyle ya, bizler nasıl bir iş yapıyoruz, kendi öğrencimizi hatırlayamıyor dahası okul içinde daha bir çocuğun kaydını dahi bulamıyoruz! ! Falan filan….

Trajikomiktir…  

Velinin ısrarla arattığı öğrenci söz konusu okulda okumamaktadır!!! Kelimeler kifayetsiz!

Bu kadar olmaz demeyiniz efendim, daha fazlaları da oluyor…

Neler yaşıyoruz neler…

İyi örnekler yok mu? Elbette var. Ama zaten o, olması gereken!

Hatırlatmak isterim; hiçbir öğretmenin elinde sihirli değnek yok! Olmasını isterdik, o ayrı.. Ama madem şimdilik yok, o halde biz bir süre daha idare edelim! Okul- veli el ele vererek idare edelim. Çocuklarımızın okullarını periyodik olarak ziyaret etmekle, çocuğumuzun öğretmenleri ile tanışıp onlarla işbirliği yapmakla idare edelim…

Kim bilir? Bir bakarsınız çok güzel sonuçlar alınıvermiş….

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...