Reklam
Özer Güneş

Ekonomik krizin tam ortasındayız!

Teğet geçtiği de yok geçeceği de… Ülke olarak yeni bir ekonomik krizin tam göbeğindeyiz. Türkiye’nin AKP ekonomi idaresi altındaki ‘model’i, dövizin ucuzluğuna dayalı olarak ucuz ithalat, ucuz döviz, bol sıcak para, bunların getirdiği ekonomik canlılık üzerine kurguluydu. Artık bu yalancı baharın sonuna gelindi. Türk Lirası  Dolar karşısında %20 değer kaybetmiş durumda… Siyasi iktidar bu gidişatın bizzat kendilerinin neden olduğu yapısal sorunlar kaynaklandığını bildiği halde sorunun çözümünü yine sorunun mağduru milletin kucağına bırakmış, sanki yaşananların hepsi siyasi iktidarın başarılarını çekemeyen dış güçlerin bir tezgahı gibi yansıtmış, sorunun çözümünü yine popülist politikalarda arayarak seferberlik havasında döviz bozdurma hamlesinde aramıştır.

Bu politikalar bir çözüm mü?  Tabiî ki değil; tükettiğinden fazla üretmeyen bir ülkenin zenginleşmesi imkansızdır. Bilhassa 2002-2008 arasındaki döviz bolluğu, yüksek faiz önererek yurtdışından gelen sıcak paraydı… Sıcak parayı ülkeye çekmek için Türkiye’ye büyük özelleştirmelerle (TÜPRAŞ gibi, TELEKOM gibi) doğrudan yabancı sermaye yatırımı adı altında Türkiye’ye gelen yabancı ortaklıklara sorgusuz sualsiz kapılar açıldı. Şimdi bu imkanlar kurudu. Hazıra dağ dayanmadı. Şimdi geriye Amerika’nın ‘miktar kolaylaştırması’ diye adlandırdığı parasal genişlemeden kalan kırıntılar kaldı. Bunlar da Türkiye’ye şu anda gelmiyor, çünkü adı üzerinde bu sıcak nitelikli, spekülatif nitelikli bir para. Hukukun bu kadar zedelendiği, siyasi gerginliğin bu denli arttığı ekonomiye, ne sıcağı ne soğuğu döviz girişi olmuyor.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kasım ayına ilişkin kurulan kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Söz konusu açıklamaya göre kapanan şirket sayısı, Kasım ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48 arttı. Kurulan şirket sayısı, kasımda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,28 artarak, 5 bin 456’dan 5 bin 526’ya yükseldi. Kapanan şirket sayısı ise aynı dönemde yüzde 47,8 artarak, 726’dan bin 73’e çıktı.

Aslında gelinen süreç ve yaşanan hadiselerin bize gösterdiği sonuç AKP iktidarının terörle mücadelede olduğu gibi Ekonomide de ne kadar başarısız olduğunu ayan beyan gösteriyor.

Şimdi diyeceksiniz ki yapılanları görmüyor musun?

Haklısınız Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsünü, Osman gazi köprüsünü, duble yolları yapılmakta olan yeni hava alanını ve diğerleri hizmettir ama bunların çoğu devletin cebinden tek kuruş çıkmadan ‘yap-işlet’ şeklinde hatta zararları devlet tarafından telafi edilmesi garantisi şartıyla vatandaşın kullanımına ‘pahalı’ sunulan hizmetler… Yani vatandaşın fahiş bir şekilde bedelini ödeyerek faydalanmaya zorlandığı hizmetler… Keşke bu ülkede ciddi bir üretim kapasitemiz olsaydı ve yabancı sermayenin yatırımına değil de bizzat devlet bu işleri yapsaydı. Bedava olmasa bile çok cüzi bir bedelle vatandaşına bu hizmetleri sunsaydı… O zaman gerçekten ‘vatandaşa hizmet’ olurdu… Şu anda hizmet diye bize sunulan bu işlerin vatandaşın görmediği yahut vatandaşın görmesine izin verilmediği devlete ve millete külfet boyutları var… Tıpkı kaçak elektrik sorununun vatandaş tarafından bedelinin ödenmesi gibi, bu yatırımların çoğunun kâr marjları düştüğünde telafisini devlet karşılıyor! Devlet nasıl karşılıyor? Tabii ki vatandaşından aldığı dolaylı ve dolaysız vergilerle… Diğer yandan bu işlerin maliyetlerinin çok yüksek olmasının kafalarda ürettiği “arada kimler ne götürdü” soruları akla takılmasaydı? 

Gelelim Türk Lirası’ndaki hızlı değer kaybının başka bir nedeni olan bu kronik cari açığımıza... Bilindiği gibi cari açık, mal ve hizmet ithalatımız ve ihracatımız arasındaki fark anlamına geliyor. Cari açığımızın yüksek olmasının bir diğer manası da şu: Gelirimize göre çok daha yüksek harcama yapıyoruz ve yatırımlarımız, tasarruflarımızın hayli üzerinde. Eğer bir şekilde yabancı yatırımcılar Türkiye’ye para getirir, yatırım yaparlarsa; Türkiye’deki finansal varlıkları satın alırlarsa; Türkiye’deki özel firmalara veya kamuya borç verirlerse; cari açığımız yüksek de olsa da idare edebiliriz. Fakat Türkiye’ye giren sermaye kesilirse de çok büyük sıkıntı çekeriz! Böyle bir durumda döviz kuru zıplar, ekonomi daralır, işsizlik fırlar, yoksulluk artar... İşte dünyada para bolluğu olması bu yüzden önemli…

Gelir dağılımındaki adaletsizliğe, vatandaşında tıpkı siyasi iktidar gibi çarkını ‘borçlanarak’ çevirdiği ve bu işin sonunun çok kötü sosyal sorunlara neden olmaya başladığı konularına girmeyeceğim…

Neymiş efendim? Almanya yapım aşamasındaki 3. Havaalanımızı büyüklüğü ve işlevinden ötürü kıskanıyormuş! Yahu Almanya’nın 2015 yılı birinci yarısında ithalatı yüzde 2,99 oranında artarken ihracatı yüzde 6,95 oranında artmış... Alman dış ticareti 2015 Ocak-Haziran döneminde 123,7 milyar Avro dış ticaret fazlası vermiş olup, söz konusu fazla geçen yıl aynı dönemde 98,7 milyar Avro olarak hesaplanmış… Buna göre Almanya’nın dış ticaret fazlası yüzde 25 oranında artmış görünmektedir.

Netice itibariyle... OHAL’in yarattığı kaos, batıyla gerileyen ilişkiler, ülkemizin bekasını tehlikeye sokan milli güvenlik sorunları, kutuplaşmalar, birbiriyle uyumsuz bu tuhaf ekonomi ve siyaset modelleri vs… Tıpkı hayatta ve ayakta kalma zorunda kalan bir hasta misali Cumhuriyet tarihinin en kötü günlerini yaşıyoruz…

Tablo ortada! Memleket, siyasi iktidarın bize sunduğu gibi güllük gülistanlık değil… Hatta siyasi iktidarın 15 senelik tek başına iktidar süreci, ‘artık koalisyonlarla yönetilmeyeceğiz’ dedikleri dönemlerden daha beter! Buna göre gerçekçi olalım milletimizi aldatmayalım… 

Bizi aldatan bizden değildir!

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...