Reklam
Süleyman Çalık

Piyango Sevap, Kutlamak Günah!

Yaşım elveriyor hamdolsun, çocukluğum gençliğim geçiyor gözümün önünden toplanıp yılbaşı çekilişini çekirdek çitlerken beklediğimiz eş dost akrabalarla bir arada olduğumuz günler. Ne sözüm ona “gavurun” noeli ne de Mekke’nin fethini bilirdik.

Devletin resmi takviminin yılsonu yeni bir yıla girişti bizimkisi.

Hindiyi bir tek bizim Kastamonu’nun meşhur bandumasından bilirim.

Öyle bizim validenin televizyonlarda Amerikan filmlerindeki gibi Noel sofrasından da hiç haberi olmaz, 10 kilogramlık hindi falan da pişirmezdi.

Ama leblebi çekirdek yerine göre de mandalina portakal olurdu.

Kısaca biz eski yılı uğurlar yeni yıla merhaba derdik.

Dansöz çıkardı mesela utanır izleyemezdik, hatta Orhan Gencebay çıkacak derlerdi, bazen de İbo.

Biz gibi, bizim gibiydi yılbaşımızda.

30 milyon bilet satılıyor ya %99 u Müslüman ülkede.

İlginç değil mi?

Günah Değil mi?

Kumar değil mi?

Üzülüyorum ama ben, hem de çoook  

Yeni bir şey değildi yılın başı eğlenmek ya da kutlamak kutlama mesajları atmak hatta geçmiş yıllarda kutlama tebrikleride atmak modaydı kurumlardan tutun siyasi partilerde atardı yılbaşı tebriklerini.

Kırk yıllık kani olur mu yani.

Şimdi bir bakıyorum dün bizim çekirdek partisinden daha azgın davrananlar, ne Noel’i diye mesajlar yağdırıyor.

Biz bu topraklar da 72,5 milletle iç içe yaşayıp çeşitli kültürlerle de haşırneşir olmuş insanlarız rumun iftar verdiği, müslümanın hamursuz bayramına eyvallah ettiği, Hacı Bektaş Velinin baş tacı olduğu vatandır.

Acıyı ay dolmadan üstü üste yaşıyoruz

Beşiktaş garibanın eğlencesini bekleyen yiğitlere

Kayseri ülkesini koruyan kahramanlara

Reina …?

Evet üzüldüm ben hemde birçoğunun hissedemediği kadar

Ölenlerden daha çok üzüldüğüm ise içten içe “oh olsun” diye geçirenlere…

Durun artık, durun 5 dk. üzülün nolur,

Orda ölenleri TV de izlediğin topçu popçu entel dantel tayfası gibi görme.

Biz öldük hem de birlikte öldük.

Sen sevme hoş görme ama yapma nolur .

Ayrıştırma, ayırma, siz biz deme…

Sizin dininiz size, benim dinim banadır (Lekum dînukum ve liye dîn)

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine: “İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı: "Zavallı farecik...Bu senin sorunun benim değil.Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi. Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve,"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpındı. Koyun anlayışla karşıladı ama "Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol" dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi. İnek ; “Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi. Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı. O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. 
Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu. Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi koyunu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi. 

Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise tehlike bir gün hepimiz içindir unutmayalım

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...