Reklam
Özer Güneş

16 Nisan’da niçin HAYIR diyoruz?

Bir darbe girişimine maruz kalmış, terör eylemleri yüzünden vatandaşlarının can ve mal güvenliği tehlikeye açık hale gelmiş, bekâ sorunu yaşayan, vatandaşları arasında kutuplaşma iyice artmış, ekonomisi dibe vurmuş, ordusu sınır dışında savaşın eşiğine adım atmış Türkiye şartlarında, hem de OHAL sürecinde şartlarında, yangından mal kaçırırcasına, ‘sistem değişikliği” istikametinde hazırlanmış bir anayasa değişikliği taslağının öncelenmesi ve gündemine alınması çok tehlikeli ve şüpheli bir durumdur.

Ülkenin içine düştüğü bu olumsuz şartlar içerisinde ve olağan üstü durumların yaşandığı bir süreçte kafada kuşkular uyandıracak bir telaşla Millete bir anayasa değişikliği dayatıldığı için 16 Nisan’da HAYIR diyeceğiz…

Bağımsız ve tarafsız olması gereken ‘Kuvvetler Ayrılığı’ ilkesinin (Yasama-Yürütme-Yargı)  bağımsızlığını ve tarafsızlığını ağır hasara uğratacak derecede müdahaleye açık hala geleceği, yetkilerinin ‘tek kişi’ iktidarıyla paylaşılacağı, ‘tek kişi’ iktidarını sağlamlaştıracak derecede dizayn edileceği tehlikesinin ileride; en hafifiyle bir ‘güç zehirlenmesine’ en ağırıyla ise bir ‘diktaya’ dönüşeceğine inandığımız için HAYIR diyoruz!

Milli iradenin temsili TBMM’nin yetkilerine ve iradesine, yine seçimle yani milli irade gelen ‘partili’ bir başkanın ‘ortak’  yapacağı için ve TBMM’yi sembolik hale getirileceği için HAYIR diyoruz!

Toplumun %80i adalete ve bağımsız mahkemelere inanmıyor iken, değişiklik paketinde ilgili maddeye "tarafsız yargı" diye yazdıran iradenin ( ki bu irade toplumda yerleşen bu düşünceye sebep oldu. Sulh ceza hâkimleri aracılığı ile ortalığın nasıl kasıp kavrulduğunu, liyakat v ehliyetten uzak bir şekilde tıpkı FETÖ dönemi gibi adli departmanların ‘partili’ hâkim ve savcılarla doldurulduğunu unutmayalım) samimiyetine inanmadığımız için HAYIR diyoruz!

TBMM’de 1995 yılına kadar 450 milletvekili vardı. O yılkı erken seçimlerden önce sayı 550’ye çıkarıldı. Milletvekili sayısının arttırılmasının nedenlerinden birisi de ’’sizin yeriniz garanti. Erken seçimden korkmayın’’ mesajı vermekti. Şimdi 550’den 600’a çıkarılıyor ve mesaj yine aynı: ‘’sizin yeriniz hazır. Evet deyin geçin.’ Milletvekili sayısının artması halkın bilinçli oy kullandığı ülkelerde, temsil oranını arttırdığından faydalı görülebilir. Ama bizim gibi parti liderinin milletvekili listelerini belirlediği ve oy veren halkın vekilini tanımadığı ülkelerde ise blok oy kullanacak daha da önemlisi ‘Partili Cumhurbaşkanının’ emrinde ellerini indiren kaldıracak yeni ‘kelleler’ demektir. Bu tabloya karşı çıktığımız için HAYIR diyoruz.

15 üyesinin 12’sinin ‘Partili Cumhurbaşkanı’ tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi üyeleri ‘Partili Cumhurbaşkanı’nı yargılayamayacağına inandığımız ve ‘Denge ve Denetleme Sistemi’nin kâğıt üstünde yani kadük bırakıldığı için HAYIR diyoruz!

En önemlisi geçmişte ‘federasyon’, ‘federatif yapı’, ‘Çözüm Süreci’, ‘ayaklar altına alınan Türk Milliyetçiliği’ gibi konularda gelecek adına kaygılar üretecek derecede sözleri, düşünceleri en önemlisi uygulamaları olan bir ‘Partili Cumhurbaşkanı’ bize güven vermiyor. Meclis baypas ederek elindeki kanun yapma yetkileriyle ve kurumlara tek elden istikamet vererek ‘yerel yönetimler’ ve ‘yerinden yönetim’ maskesi altında başlarlar daha sonra şartları hazırladıktan sonra da ‘ülkeyi federatif bir yapıyla daha iyi büyütürüz’ diyebilirler. Yani referandumda oylanacak olan anayasa değişiklik paketi içeriği itibariyle Üniter Devlet Yapımızı tehdit ve tehlike altına sokabilir. Bunun için 16 Nisan referandumunda HAYIR diyoruz.

Netice olarak:  Ülkenin yangın yerine döndüğü ve olağanüstü şartlar içerisinde devreye sokulan ve ciddi sistem değişikliği ihtiva eden Anayasa’nın, ileride değişmeye mahkûm olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

Birde bir gazetenin manşete taşıdığı haberinde ‘başkanlık sistemini savunuyordu’ diyerek Muhsin Yazıcıoğlu’nu istismar etti. Gerçi merhum Atatürk’ten merhum Erbakan’a ve merhum Muhsin Başkanımıza kadar değerli kim varsa çıkarları istikametinde istismar etmekten çekinmeyen zihniyetlerden her şey beklenir. Daha önce de ‘Muhsin Başkan yaşasaydı Çözüm Süreci’ni desteklerdi” diyerek istismar etmişlerdi… Düşünebiliyor musunuz ömrünün son yıllarında en sert muhalefeti yaptığı devletin teröristlerle masaya oturması ihanetine bile Muhsin Başkanı ortak etmeye çalışmışlardı!

Bir kere 16 Nisan’da oylanan bu sistem bir ‘Başkanlık sistemi’ değil, hele bir ara dillerinden düşürmedikleri ‘Türk Tipi Başkanlık sistemi’ hiç değildir! Merhum Muhsin Başkan mevcut siyasi partiler kanunu ve seçim sisteminin değiştirilerek ön seçimli  tercihli sisteme geçilerek, seçim barajını kaldırılıp milletin bütün kesimlerinin mecliste temsil edilmesi gereğini  savunuyordu. ‘Kuvvetler Ayrılığı’nın olmazsa olmaz şart olduğuna inanır ‘lider sultası’ndan nefret ederdi. Merhum Muhsin Başkan lider sultalarına karşı olduğu için gücün bir kişinin elinde olduğu tek adam rejimini kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir.

Bu yazıyı yazarken mahallemizdeki  Ak Partili kardeşimin birinden  bu son savaş diye uzunca bir mesaj aldım. Dostlarım sevgili kardeşlerim bu savaş falan değil, sadece bir seçimdir. Bakın aynı ailede EVET diyen de var HAYIR diyende… Siz daha sistem oylanırken toplumu bu derece gererseniz, kamplara ayırırsanız, seçim sonrasında sistem değişince ne olacak? Camilerde bile insanların arasına tefrika girmiş durumda! Böyle bir atmosferden çıkacak bir netice milletin ve ülkenin menfaat ve maslahatlarına uygun olur mu?

Bu necip milleti terör bölemez ama bu tip yaklaşım ve cümleler kardeşliğimize zarar verir. Kişiler partiler kurumlar gelip geçicidir. Kardeşli ve Türkiye’nin birliği beraberliği bakidir.  Özellikle dini referanslarla seçim propagandası yapanlara fırsat vermeyelim…

Size aynı konu ve süreç ile alakalı beyanlarda bulunan iki liderin siyaset tarzından örnek vereceğim hangisinin doğru ve erdemli bir davranış olduğuna siz karar verin: Yine bir seçim öncesinde, partilerin seçim meydanlarında kıran kırana birbirini yediği seviyesizliğin dip yaptığı bir süreçte yani 29 Mart 2009 Seçimleri arefesinde…

Bakın şehit Muhsin Başkan ne demişti son ‘seçim’ mitinginde: “ Sel gider kumu kalır. Bu seçimde gider ama siz akraba olarak, komşu olarak birlikte yaşamak zorundasınız. Hiçbir zaman üslubunuz sizi birbirinizin yüzüne bir daha baktırmayacak derecede sert ve kırıcı olmamalı…Efendimiz buyurmuyor mu: ‘Ayrılıkta azap birlikte hayır var’. İşte bizde birlik olalım dedik. Kimin birliği. Benim partimdekilerin birliği değil, olsa ne yazar. Ülkücülerin birliği değil, olsa yetmez. Ben doğulusu, batılısı, Kürdü, Türkmeni, Alevisi, Sünnisi bu mübarek toprakta ezan sesiyle ve albayrağın altında bir olsun istiyorum, beraber mutlu olalım diyorum, birlikte mutlu olalım diyorum...”

Şimdi 16 Nisan Referandumunda HAYIR oyu kullanacaklar hakkında siyasi iktidar mensubu siyasilerin “ Bunlar FETÖcüdür’ Bunlar ‘ PKKcıdırlar” şeklindeki nefret ve ithamcı üslubunu ve tarzını merhum Muhsin Başkanın yukarıdaki üslubuyla mukayese edin!

Bunlar Muhsin Başkanın karizmasını ve erdemli hatırasını kendi politik çıkarları uğrunda hoyratça istismar edeceklerine, Muhsin Başkanın siyasete getirdiği yumuşak ve edepli üslubunu ve tarzını örnek almalılar!

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...