Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

’’Elhamdülillah Mü’min’’ misiniz?

Her birimiz, annesinin göğsünde yitirilmiş cenneti arar bir halde, güveneceği ve bu güvenle bağlanacağı, yalnız kalma endişesinden uzaklaşıp kendisini emniyette hissedeceği bir kucağa muhtaç olarak geldik şu dünyaya, istisnası olmaksızın... Büyüyüp yetişkin olsak da daima emniyetli bir limanda olma ihtiyacımız hep devam etti. Bu açıdan baktığımızda dünya güven almaya ve güven vermeye geldiğimiz bir yurttur. İnsan ve insanlık bunu başarabildiği ölçüde dünya emniyet ve huzur yurdu olabilecektir. Emniyetin olmadığı yerde her şey eksiktir. İşte bu sebeple Hz. Peygamber bir hadisinde emniyette/güvende olmanın şükredilecek en büyük nimetlerden biri olduğuna vurgu yapar.

Mü’min kelimesi “güven içinde olmak, korkusuz olmak” anlamındaki emn (eman, emanet) kökünden türemiş bir kelimedir; İnanıp tasdik eden, başkalarının güvende olmasını sağlayan, kendisine güvenilen anlamına gelir. Bu anlamlarıyla insan için kulluk boyutunda Allah’a karşı, O’na inanıp güvenen; diğer insanlara karşı da kendisine güvenilen, başkalarına emniyet verendir.

Allah-u Teala’nın isimlerinden biridir aynı zamanda el-Mü’min kelimesi;  kendisine iman etmiş, güvenmiş kullarını korkudan ve endişeden emin kılandır. Bunun hem dünyevi hem uhrevi boyutu vardır. Sevgili Peygamberimizin “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın.” sözünü hatırladığımızda, kulun el-Mü’min isminden alacağı nasibin başkalarının kendisinden emin/güvende bulunması gayreti nispetinde olacağını bilmemiz gerekir.

Konuştuğunda yalan söylemek, söz verdiğinde dönmek, emanete ihanet etmek özellikleri, bir delikten girip öteki delikten çıkan, bir öyle bir böyle görünen ikiyüzlü münafıkların ahlakıdır. Yüzüne bakıldığında güven veren, konuştuğunda doğru söyleyen, verdiği sözün eri olan, emanetin üzerine titreyip hıyaneti aklından, kalbinden geçirmeyen kişi mü’mindir. Bu hasletler imanın kalpteki derinliğine işaret eden hasletlerdir. Mü’min isek başkaları canları, malları, namusları konusunda bize güven duyabilmelidir. Ahlak elbisesi giydirilmemiş bir iman çıplaktır, eksiktir. Ahlak güzelleştikçe iman süslenir. Güvenilir olabildiğimiz ölçüde el-Emin olan bir peygamberin hakiki ümmeti olmaya layığız; güvenilir olabildiğimiz ölçüde el-Mü’min olan Allah-u Teala’nın hakiki kulu olmaya layığız.

Yalnızlık Allah’a mahsustur. İnsan fıtratı, hemcinsleriyle beraberlik ister, yalnızlıktan uzaklaşmak ister. Maddi-manevi ihtiyaçlarımız sebebiyle kaçınamayacağımız beraber yaşama, bir topluluk içinde bulunma olgusu ise ancak birbirine güvenebilme gerçekleştiğinde huzur, barış ve mutluluğu getirir.

Güvenilir olmanın ne demek olduğunu bizzat kendi yaşantısıyla öğreten Hz. Peygamberin yetiştirdiği sahabe neslinin seçkinleri ondan sonra, onun ahlakını şahıslarında taşıyıp yansıtarak onu çoğaltan birer örnek olmuştu. Ahde vefa, güven kalmamış denmesin diye; kendisine bir umut bağlamış olanlar kerem ve mürüvvetin yeryüzünden silindiğini düşünmesin diye yaşayan,  fedakarlık, feragat ve sabırlarıyla yüksek ahlaki erdemlerin timsali şahsiyetlerle dolu bir medeniyetin mirasçılarıyız. Namaz için camiye dükkanının kapısını açık bırakıp gidebilen bir toplum olabildiysek geçmişte bugün de olabiliriz. Bu bir ütopya değildir. Güven toplumu olabilmek bir ütopya olsaydı bununla imtihan olunur muyduk?

Hz. Peygamber’in tanımlamasıyla “Mü’min, başkalarının canının, malının ve ırzının kendisinden güvende olduğu kişidir; Müslüman ise elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir.” Elhamdülillah hepimiz mü’min ve Müslümanız değil mi? Fakat bu tanımlamaya göre ne kadar mü’min, ne kadar Müslümanız? Elhamdülillah diyebilecek kadar mı?

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...