Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Kitab’ın kadrini bilmek

Takvimler miladi olarak Haziran , hicri olarak Ramazan ayını gösteriyordu.İftar saati yaklaşırken açlığın verdiği halsizliğe biraz daha  sabretmek gerekiyordu.Kendine güzel bir meşguliyet bulmalıydı. Raftaki kitapların arasından birini çekti.Diğerleri gibi  görünüyordu ciltli, iki kapak arasında  sayfalar, sayfalar üzerinde cümleler... Fakat diğerlerinden çok farklıydı.Çünkü başka kitaplarda asla bulamayacağı bilgiler vardı içinde.Görmediğimiz şeyleri anlatıyordu fakat hayal ürünü değildi, yazılanların hepsi gerçekti. Kesin ifadelerle gelecekten bahsediyordu fakat kehanet ürünü değildi. Aslında kimsenin  böyle bir kitabı  yazamaya gücü  de yetmezdi.Hatta yazmayı bırakın ulaşmaya da gücü yetmezdi.Şimdi onu elinde tutabilmek hiç de sıradan  bir şey değildi, büyük bir lütuftu aslında.Bu durum size kitabın sadece onun kitaplığında olduğunu düşündürmesin.Hemen herkesin evinde vardı da ilgi /merak azdı galiba ya da değeri yeniden keşfedilmeyi bekliyordu.Koltuğuna oturdu ,elindeki kitaptan bir sayfa  açtı ve okudu :

De ki: “Sizin için görevlendirilen  ölüm meleği canınızı alacak,sonra da Rabbinize döndürüleceksiniz.” Günahkarların Rablerinin huzurunda(utançtan)başlarını öne eğerek :”Ey Rabbimiz (şimdi herşeyi) gördük, işittik, bizi (dünyaya) geri gönder de salih amel işleyelim.Çünkü artık biz kesin inananlardanız” (dediklerini) bir görsen! Biz dileseydik herkese (dünyada) hidayetini verir (doğru yola iletir)dik.(Ancak herkesi kendi iradesine bıraktık.).(Secde suresi 11-13) İman edip güzel işler yapmak ya da nankörlükle sırt çevirmek kulun tercihine bırakılmıştı,çünkü bu dünya bir imtihandı; o halde bileti nereye aldığına dikkat !

Başka bir sayfada şöyle yazıyordu:

Cennetlikler birbirlerine dönüp hallerini sorarlar.İçlerinden bir sözcü der ki:Evet benim dünyada  bri arkadaşım vardı.Bana gerçekten sen de mi dirilmeyi kesin tasdik edenlerdensin.Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar dirilip hesaba çekilecekmişiz derdi.Sonra yanındakilere siz onun halini bilir misiniz dedi.Derken baktı da onu çılgın ateşin ortasında gördü.Ona dedi ki Allah’a yemin ederim ki az kalsın beni de mahvedecektin.(50-56) Arkadaş ne kadar önemliymiş.

Sayfaları çevirmeye devam etti:

Ey İnsan bol kerem sahibi Rabbine karşı seni aldatıp günaha daldıran nedir?O ki seni yarattı,seni özel biçimde düzenledi,sana bütün uzuvlarında uygunluk ve denge verdi. (İnfitar 6-7) Kendi varlığın üzerine düşünmek ve bundan ibret almak zor muydu acaba?

Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine öğüt verildiği zaman büyüklük taslamayarak secdeye kapanan ve Rablerini hamd ile tesbih eden kimseler iman eder.Onlar(gece namazı için) yataklarından kalkarlar, korkarak ve umarak Rablerine yalvarırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da (hayır yolunda) harcarlar. Yaptıklarına  karşılık olarak onlar için saklanan mutlulukları  hiç kimse bilemez. İman eden bir kimse (Allah yolundan çıkıp) fasık olan kimse ile hiç eşit (aynı) olur mu? (Secde suresi 15-19)  İmanın önündeki  asıl engel kibir demek ki...

 “Biz gökleri , yeri  ve bunlar arasındakileri (oyun eğlence olsun da ) “oynayalım” diye (boşuna ) yaratmadık.Onları ancak hak (gerçek bir sebep ve hikmetli bir gaye) ile yarattık.Fakat onların çoğu bilmezler .”(Duhan suresi,38-39 Niye varım  ve buradayım cevabını tek başına veremeyeceğin bir soru..

 “Söyleyin bana içmekte olduğunuz suyu,onu buluttan siz mi indirdiniz,yoksa indiren biz miyiz? Eğer dileseydik onu tuzlu ve acı bir su yapardık.O halde şükretmeniz gerekmez mi?”(Vakıa suresi,68-70) yazıyordu. Susuzluktan kurumuş olan boğazını ıslatmak için yutkundu,orucunu  açarken kana kana içeceği suyun lezzetini düşündü.

 “(Yer) üzerinde bulunan her canlı fanidir.(Yalnız) azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı bakidir.Öyle iken Rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz?” yazıyordu.Hangi nimetini yalanlayabiliriz diye mırıldandı. Ne kadar çok nimet vardı üzerimizde,saymakla bitiremeyeceğimiz.Yaşarken ne kadar az düşünüyor,ne kadar az şükrediyoruz.Tefekkür edin deyip kendi halimize bırakmıyordu bu kitap, okudukça,anladıkça daha çok tefekkür ettiriyordu.Arkasına yaslandı,gözlerini kapattı, uzun uzun düşündü.Bir karar verdi.Elinin altındaki bu hazinenin kapağı yaşadığı sürece hergün açılmalıydı ; bu ilgi Ramazan ayına mahsus olmamalıydı, onun değeri sözde değil özde bilinmeliydi.Kitabın kadrini bilene her gece  Kadir olabilirdi. Gelen ezan sesiyle doğruldu ,gözlerini açtı ,tam da dua vaktiydi, Kitabı gönderene hamd, bize ulaştıran elçiye salavat ile:

“Allahım senin rızan için oruç tuttuk,sana inandık,sana güvendik,senin verdiğin rızıkla orucumuzu açtık. Oruçlarımızı kabul eyle,bizi bağışla, günahlarımızdan arınmış,senin hoşnutluğunu kazanmış  olarak sevinç içinde bizleri  bayrama kavuştur.” Amin.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...