Reklam
Birey hak ve özgürlükleri tartışıldı

Birey hak ve özgürlükleri tartışıldı

Beykoz Belediyesi ve Türkiye küçük Millet Meclisleri (TkMM)?nin ortaklaşa düzenlediği ?Anayasamızı Hazırlıyoruz? toplantılarının 3.?sü yapıldı.

 

Beykoz Belediyesi ve Türkiye küçük Millet Meclisleri (TkMM)?nin ortaklaşa düzenlediği ?Anayasamızı Hazırlıyoruz? toplantılarının bu ayki konusu ?Düşünce, İnanç, İfade, Haberleşme, Örgütlenme, Toplantı ve Gösteri hakları? üzerindeydi. Katılımın her zamanki gibi az olduğu toplantıda hazır bulunan vatandaşların birey hak ve özgürlükleri konusundaki paylaşımları ise toplantıya renk kattı.

Toplantının bu ayki oturumuna Meclis Üyesi Nevzat Oral, AK Parti Beykoz İlçe Yöneticileri Şeref Sarıkaya, Kadir Alarçin, Mithat Güner, Sinoplular Dernek Başkanı Adnan Çeliker ve STK temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

 

Anadoluhisarı Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi?nde, Melis Tantan'ın sunumuyla gerçekleşen ?Anayasamızı Hazırlıyoruz- Birey Hak ve Özgürlükleri- Düşünce, İnanç, İfade, Haberleşme, Örgütlenme, Toplantı ve Gösteri Hakları? konulu toplantının bu ayki konukları ise tarihçi- yazar Erdoğan Aydın ve Anayasa Mahkemesi eski raportörü Yrd. Doç. Dr. Osman Can oldu.

Katılımın azlığını eleştirdi

İlk konuşmayı yapan Tarihçi-yazar Erdoğan Aydın, salonda bulunan katılımcı azlığına atıfta bulunarak, ? Salondaki azlığımız ülkemizin anayasaya ilgisizliğinin bir göstergesi. Eğer bu sayıları arttırmaz isek, korkarım ki, birileri bu anayasayı bizim adımıza yapacak ve bize de ?bunu onayla? diyecek? dedi.

Tarihçi- yazar Aydın, konuşmasını şöyle sürdürdü: ?30 yıldır yönetildiğimiz bu askeri anayasadan kurtulmamız, dinsel ve milliyetçi bir anlayışı baş aşağı çevirmekten geçiyor. Tepeden aşağıya bir değişim öngörmek zorundayız. Aksi takdirde, 30 yıl sonra bir askeri anayasadan kurtulmuş ancak ondan farklı olmayan başka bir anayasa ile karşı karşıya olacağız ki, bu sivil anayasayı değiştirmek askeri anayasayı değiştirmekten daha zor olabilir.?

Zorunlu din dersleri konusu

Anayasanın insanların etnik kimlikleri karşısında nötr olması gerektiğini, milli ve dini aidiyet dayatmaktan vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Aydın, konuşmasının devamında, ?insan, haklarıyla insandır. Anayasa tüm etnik, inançsal kimliklerden azade ancak kimliklerin baskı altına alınmadığı bir formda olmalıdır? dedi.

Tarihçi- yazar Erdoğan Aydın, ?Zorunlu din dersleri uygulaması bugün mevcut sivil anayasa sürecinde mevcut iktidar tarafından da dokunulmaz bir hak olarak kabul ediliyor. Anayasanın kesinlikle zorunlu din derslerinden arındırılması, devletin din- dışı olması garanti altına alınmalıdır? ifadesini kullandı.

Uludere örneği

Konuşmasını Uludere?de yaşananları örnek vererek sürdüren Aydın, ?Uludere örneğinde gördüğümüz gibi, soruşturmanın basın ile paylaşılması konusunda gerekli hassasiyetten uzak duruluyor. Birey hak ve özgürlüklerini içeren ciddi bir mütabakat sağlayacaksak, birey hak ve özgürlükleri açısından ciddi bir yol temizliği yapılması gerekiyor? açıklamasında bulundu.

?Sivil? bir hayal kırıklığı olabilir

Bu hususlar dikkate alınmadan yapılacak olan bir anayasanın ?sivil? olsa dahi, askeri bir anayasadan farklı olmayacağı vurgusunu yapan tarihçi-yazar, ?biz, ?sivil? adı altında böyle bir anayasaya lâyık değiliz. Bizi ileride koca bir sivil hayal kırıklığı bekliyor olabilir? yorumunu yaptı.

 

?Yol temizliği yapmak şart?

Konuşmasına tarihçi- yazar Erdoğan Aydın?ın ?yol temizliği şart? şeklindeki sözüne atıfta bulunarak başlayan Anamaysa Mahkemesi eski raportörü ve öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Osman Can ise, ?yol temizliği yapmak şart, aksi takdirde ilerleyemeyiz? dedi.

İnanç, ifade, kanaat özgürlüğü gibi haklar ile ilgili olarak anayasada ve uluslar arası sözleşmelerde çok ?laf? olduğunu ifade eden Osman Can, anayasanın konusunun özgürlükler değil, ?devlet? olduğunu belirtti ve özgürlükleri sağlamanın yolunun devlet denilen aygıtı düzenlemekten geçtiğini kaydetti. Can, buna örnek olarak ise, ?polis copunun insanların üzerinde sallandığı müddetçe anayasada yürüyüş hakkı yazmasının bir anlamı olmayışı?nı gösterdi.

?O ifadelerin anayasada yer alması çok fazla bir anlam ifade etmeyebilir. Anlamsız değil tabii. Ancak bunun çok fazla bir anlamı olmayabilir? diyen Anayasa Mahkemesi eski raportörü Can, konuşmasını şöyle sürdürdü:                ? Anayasa belgesini özgür yapmış olmakla biz özgürleşmiş olmuyoruz. Öyle olsaydı, dünya çok değişik bir yer olurdu. Norm yapmakla çok fazla bir şey değişmiyor. Anayasa?ya herkes sarı saçlı- mavi gözlüdür yazmakla kimse sarı saçlı mavi gözlü olmaz. AB ülkeleri içinde anayasasında en fazla hak ve özgürlük maddesi içeren ülke Türkiye?dir.?

Anayasa kim yapıyorsa onun işine yarar

1937 yılında anayasaya ?laiklik? ibaresinin konulduğunu hatırlatan Can, ?ibarenin konulduğu aynı yıl, bu topraklarda Alevi katliamı gerçekleşmiştir. Bu nasıl oluyor peki?? diye sordu.

Anayasayı kim yapıyor ise, o anayasanın onun işine yaradığını belirten Osman Can, ?bu basit ifade içinde bir hakikat payı vardır. Bugünün Türkiye?sinde anayasa kapalı kapılar ardında ya da iki siyasi parti arasındaki pazarlık ile ya da onlar tarafından görevlendirilen akademisyenler tarafından yapılıyor ise, bu anayasa onların amacına hizmet eder, vatandaşın yararına değil? dedi.

Anayasadaki süslü kelimeler

Osman Can, sözlerini şöyle noktaladı: ?Anayasayı yapmaktan söz ederken anayasal düzeni değiştirmekten bahsediyoruz, metni yapmaktan değil. Anayasadaki o süslü kelimeler, kavramlar değil de, örneğin bir Anayasa Mahkemesi?nin yapısı üzerinde düşünmeye başlarsak, karar vericileri, iktidar yetkisini kullananları düzenleyebilirsek, bunları bu topluma ait kılabilirsek, işte o zaman o uluslar arası sözleşmeler ve anayasada yer alan özgürlükler bir anlam ifade edebilir. Arabanızın kullanım kılavuzunu değiştirmekle arabanızı değiştirmiş olmazsınız.?

TkMM toplantısına katılan misafirler de söz alarak düşüncelerini ifade ettiler.

 

Nevzat Oral (AK Parti Meclis Üyesi):

Konuşmalarda sürekli olarak uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve bildirgelerine atıflar yapılıyor. Ancak bu sözleşmeleri besleyen kültür dünyasının bugün ulaştığı zenginlik 3,5 milyon insanın köleliği ile oluştu. Yani bu düşünce böyle bir geçmişten, böyle bir mirastan beslenmiş. Yakın bir geçmişte Avrupa?nın göbeğinde Bosna hadisesi yaşandı; Somali?de açlık yaşandı. Bence bu sözleşmelerin insanlığın evrensel normları oldukları hususunu tartışmamız lazım. Yapılacak olan anayasaların ancak bundan sonra bir anlamı olur.

Adnan Çeliker (Sinoplular Derneği Başkanı):

Herkes anayasayı değişik yorumluyor. Geçmişte başörtüsü suçtu; şimdi serbest. Anayasa, aynı anayasa. O halde, geçmişte mi suç işlenmişti, şimdi mi suç işleniyor? Özgürlüklerde sınır olması gerektiğini düşünüyorum. Sınır nerede olmalı? Gürültü yapmak da bir özgürlük, açıklık da bir özgürlük. Ancak bunların sınırı olabilir mi? Sınırı hep beraber koymamız lazım. Bir tarafın özgürlüğünün diğerininkine engel olmaması lazım.

 

Şeref Sarıkaya (AK Parti İlçe Yönetim Kurulu Üyesi):

Özgürlükler mutlaka olmalı tabii. Ancak diğerinin özgürlüğünü sınırlamadan ve diğerine hakaret etmeden düşünce ve ifade özgürlüğü olmalıdır. İşte sorun da bu noktadan sonra başlıyor zaten. Sınır, herkese göre başka bir yerde. Batının bakış açısıyla bu toplumun bakış açısı, dini yaklaşımı örtüşmeyebilir. Örneğin, köşe yazarı Bekir Coşkun düşüncelerini gayet rahat ifade ediyor ama halkın bir kısmı için ?inek? tabirini kullanabiliyor. Bu da ifade özgürlüğü ancak burada alenen hakaret var.

Hakan Çakır:

Türkiye?de yeterince özgürlük var. Dünyanın birçok ülkesini dolaştım, Türkiye?deki özgürlüğü hiçbir yerde görmedim. Bizim insanlarımız bu özgürlüğü ne kadar kaldırabilir? Polise molotof kokteyli atıyor ise, polis de copunu kullanmak zorunda.

İsa Yiğit:

Özgürlüklerin sınırsız olmaması lazım. Toplumun genel ahlak ve davranışlarına aykırı olmamak kaydıyla özgür olunabilir. Eyleme dönüşmediği sürece toplantı ve gösteri yürüyüşleri serbesttir.

Ali Ercan:

Nereye kadar özgürlük? Acaba bizim toplumumuz bu özgürlüğe müsait mi, alt yapımızı yaptık mı? Yapmadıktan sonra bu özgürlüğün başı da yok, sonu da yok. Madem ki hamilesiniz, gösteri yürüyüşüne katılmayacaksınız ve polisten cop da yemeyeceksiniz. Benim eşim hamile iken kimse ona böyle davranmadı. Devlete bir şey söylenmez, devlet yönetici. Özgürlüklerin belirli bir sınırı olması lâzım, millet de rahat eder, devlet de rahat olur. Bir şey yapmışsan senin bu özgürlüğün gidiyor elinden; bir şey yapmayacaksın. Eğer Uygur Türkleri Çin?de yaşıyorsa, oranın kurallarına uymak zorundalar.

Avni Gürdoğan:

Düzen değişmediği müddetçe düzen koyucular onun anayasasını yaparlar. Buradaki arkadaşların çoğu uç noktalardaki örnekleri veriyorlar. Peki bir fabrikada sırf işçiler sendikalı olsun diye mücadele eden bir kişinin coplanması ve hapse atılması ne olacak? Bizim ülkemizde müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz; buradaki arkadaşların sorunu bu. Bu ülkede ?eylem? sözcüğünden niye korkuluyor?

YORUMLAR...