Reklam
Gonca Jale Peker

Biraz tango, biraz halet-i ruhiye ve biraz had…

Almanya ile organik bağım doğum yerim olmasıyla başlar; yakın ilgim ve ilişkilerimse, karşılıklı ticaret yaptığım bir ülke olması, Türkiye ile ilişkileri dünya siyasetinin ayrılmaz bir parçası olması münasebetiyle de devam eder. Malumunuz, dış siyasette Almanya gündemimiz her zaman sıcaktır. 16 Nisan referandum süreciyle başlayan siyasi gerilim, bugün de tırmanarak devam ediyor. Bir hatırlayalım; referandum öncesi Alman makamları, milletvekillerimiz ve bakanlarımızın Almanya’da vatandaşlarımızla buluşmasına engel olurken, yasa dışı terör örgütlerinin faaliyet ve eylemlerine aleni şekilde izin vermiş ve hatta PKK ve FETÖ terör örgüt üyelerine de kucak açmıştı. Türkiye Cumhuriyeti tarafından başvurusu yapılan iade talepleri ile ilgili 4.500 soruşturma dosyası Alman ’bağımsız’ yargısında hala sözde değerlendirme halinde.

Geçtiğimiz ay Büyükada’da gerçekleşen gizli örgüt toplantısının kamuoyuna yansımasıyla birlikte toplantıya katılan bir Alman aktivistin gözaltına alınması ve akabinde tutuklanmasıyla birlikte siyasi ilişkilerimiz biraz daha gerilmiş öyle ki, bunun ikili ilişkilere ve ticarete yansıyacak olması açık tehditler halinde dillendirilmişti. Tutuklamalarla ilgili, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in, “Türkiye politikamızı yenilemeye ihtiyacımız var, çok sabır gösterdik, gelecekte Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istiyoruz ama tango iki kişiliktir.” açıklaması ve Alman vatandaşlarının Türkiye’ye seyahat etmemeleri yönünde yapılan uyarılar krizi tırmandırmıştı. Biraz tango yapmış biri olarak şunu söyleyebilirim; dans ederken yaptığın bir hamleyle bütün dansı istediğin şekilde yönlendirebilirsin. Türkiye rolüne öylesine hazır ki, tangoda yerini çoktan aldı ve dans etmeye daha yeni başladı!

Geziyle, FETÖ ile mücadeleyle, PKK sempatizanlığıyla Türkiye aleyhine yapılan her türlü faaliyetin içinde kendine yer edinen Almanya, aleni yürüttükleri ‘hayır’lı referandum sürecinde, ’Hayır’ diyenlere vize serbestisi getirelim önerisinde bile bulunmuş ve hala , “hayır oyu veren %49’un bizden beklentisi var,” söylemiyle şuursuz ve hadsiz açıklamalarda bulunmaya devam ediyor. Teröristlere yardım ve yataklık ederken, Türkiye’de ki seçimlere müdahale etmekte sınır tanımazken iyi; Erdoğan, Merkel’in CDU-Hristiyan Demokrat Birliği Partisini özellikle belirterek Türk düşmanı partilere oy vermeyin çağrısı yaparken kötü. Almanların iç işlerine karışmış ve egemenliklerine müdahale(!) etmiş oluyor. Biraz had lütfen…

Almanya’nın, 24 Eylül’de yapılacak olan genel seçimlere sıkı hazırlandığını söylemek mümkün. Zira bütün bu hamleler, son olarak da AB üyelik yardımlarını en düşük seviyeye çekme kararı ile Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını genişletmeme ve güncellememe kararları bir nevi iç siyaset yatırımıdır. Türkiye’ye ve Erdoğan’a saldırmanın her zaman yüksek bir oy potansiyeli vardır.

Ticarete bakacak olursak, Almanya en çok ihracat yapılan ülkeler arasında ilk sırada (14 milyar dolar-2016), ithalatta ise ikinci sırada (21 milyar dolar-2016) geliyor. Bosch, Siemens, Mercedes, Metro Grup, Basf, Media Markt vb.gibi teknoloji, otomotiv ve perakende sektöründe faaliyet gösteren ünlü alman firmaların Türkiye yatırımları yaklaşık 20 milyar euro seviyelerinde. Alman hükümetinin Türkiye’ye yatırım yapmayın uyarılarına rağmen bazı alman firmaların yatırıma devam edeceğini duyurması ve geçtiğimiz günlerde Rüzgar Enerji ihalesini Türk-Alman konsorsiyumunun kazanarak, 1 milyar dolar yatırım yapacak olması ve Erdoğan’ın oy vermeyin çağrısı şansölye Merkel’in halet-i ruhiyesini ne hale sokmuştur bilinmez, lakin iki ülke arasında ki köklü geçmişe dayalı ekonomik ilişkiler, stratejik ve diğer alanlarda da birlikte hareket etmeyi teşvik ettiği su götürmez bir gerçek. Her ne kadar siyaset ilişkileri şekillendirse de kalıcı olan yapılan ticaret, dönen para ve çıkarlardır.

Son not: Hayat nefes aldığımız kadardır, gerçek olan güzellikler yaşandıkça anlaşılır. Bu vesile ile Kurban Bayramınızı tebrik ederim.

gonca.peker@yahoo.com

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...