Reklam
Şeref Kaçmaz

Yorumlu-Yorum

Gündemdeki KHK toplum nezdinde çok fazla tartışılacak gibi görünüyor, siyasilerin tartışma zeminine oturdu bile, diğer bütün gündemleri neredeyse saf dışı bıraktı diyebiliriz. Bir pencere de buradan açalım ve konuya bir de bizim pencereden bakalım.

Daha önceki düzenleme  şöyleydi: "15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz."

696 sayılı KHK ile eklenen kısım ise şöyle; "Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır."

Yani hukuki,  idari, mali ve cezai sorumlulukları doğmaz.

..."bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması " dendiğine göre 15-16 Temmuz ile sınırlı değil, önü çok açık bir ifade.

Şimdi böyle bir düzenleme neden yapılmış olabilir?

15-16 Temmuz da darbe karşıtı olarak teröristlere müdahale eden sivil ya da resmi hiç kimse hakkında takibat yapılmamış ya da cezalandırılmamış ise bu kişilerin af edilmesinden de bahsedilemez. Sebep bu değil.

Başka ne olabilir?

Bu kişiler, haklarında ileride açılacak davalara karşı dokunulmaz olsunlar diye yapılmış olabilir

Peki "devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması" ifadesi neden var?

Sade bir vatandaş olarak benim anladığım şu; “İşgal girişimi tehlikesi hala devam ediyor ve son günlerde bununla ilgili ciddi istihbarat mevcut. Bu düzenleme şer güçlere karşı verilmiş çok önemli bir mesaj. "Ayağınızı denk alın, bir daha böyle bir işgal girişiminde bulunursanız, milletin elinden sizi kimse kurtaramaz."

Gerçi böyle bir durum tekrarlandığında, bunlara karşı vatani savunacak olan aziz milletimizin kahraman evlatları, dokunulmazlığı varmış yokmuş buna bakmaz, hainlerin tepelerine biner.
Ancak iç ve dış düşmanlara karşı  verilen bu mesajın caydırıcı ve önleyici etkisi mutlaka olacaktır.
Sayın Bahçeli’nin ‘’bu düzenlemenin karşısında duranlar fetönün kurşun askerleridir’’ ifadesi boşuna söylenmemiştir. Aslında düzenlemenin hedefi gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Burada ki sorun bir tarafın, durduğu yerden baktığı pencereden gördüklerini, bütün tarafların da görmesi beklentisidir. Bir taraf ‘’bak işte ben görüyorum, kör müsün sen nasıl görmüyorsun?  bunu görmüyorsan hainsin!!”  derken, diğer taraf başka pencereden olaylara bakıyor ve karşı tarafın gördüklerini göremediği gibi, karşı tarafın göremediklerini de görüyor olması nedeniyle ‘’asıl sen bunları nasıl görmezsin’’ demesidir.

Keşke, Milletin birliği, Vatanın bölünmez bütünlüğü ve Devletin bekasının söz konusu olduğu durumlarda,  hükümet ve devlet yetkilileri,  sadece muhalefet liderlerine kendi baktıkları pencereden  olaylara bakma fırsatı verse daha çok bilgi ve belge paylaşımında bulunsa,  tehlikelere karşı alınan önlemlerde de iktidar-muhalefet oy birliği ile kararlar alsa ne güzel olur değil mi?

Peki bu son düzenlemenin bir tehlikesi var mı? Olabilir mi?

Herkes bütün pencerelerden birlikte baksa, görülebilecek ne varsa birlikte görse bile alınacak önlemler konusunda farklı uygulamalar olabilir. Satranç da olabilecek hamleleri en fazla  kim görüyorsa oyunu o kazanıyor.  Biz buna feraset diyoruz. Yüzyılımızın en büyük feraset sahibi merhum Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızı da bu vesile ile rahmetle anıyorum.  Hangi üst aklın tavsiyelerine uyduğu bilinmeden, kendi elleri ile kendi barajlarını %50 ye çıkaranlar, kendi elleri ile batı Kudüs de işgali meşrulaştıranlar, kendi çıkardıkları uyum yasaları ile toplumun ifsadına zemin hazırlayanlar ve burada saymaya gerek duymadığım birçok konuda aldatıldıklarını ifade edenler elbette feraset fukarası olduklarını da kabul etmek durumundalar.

Gelelim düzenlemeye;  bu düzenlemeye bakarak durumdan vazife çıkarmaya çalışan ve ABD’de yaşayan bir vatansever, terör başını öldürmeye teşebbüs edebilir mi? Ya da bu işgal girişiminde desteği olduğu bilinen ülkelerin liderlerine karşı bir girişimde bulunmak isteyen olabilir mi? ya da terör örgütü suçlaması ile aranan ancak başka ülkelere iltica talebinde bulunan teröristlere karşı bulundukları ülkelerde saldırılar olabilir mi?  Ya da, terör örgütünün halen faaliyette olduğu ülkelerdeki okullarına, kurumlarına ve yöneticilerine karşı saldırılar olabilir mi? Ya da halen fetö terör örgütü üyesi olmaktan yargılanan tutuklulara karşı acımasızca bir saldırı fırtınası başlayabilir mi? Onların ailelerine yakınlarına karşı linç girişimlerinde bulunanlar olabilir mi? Buna benzer faaliyetler içine girenler hakim karşısında dokunulmaz kabul edilirler mi? Bu düzenleme ile dokunulmaz olanların uluslararası hukukta karşılığı olur mu? Bu düzenleme nasıl sonuçlar doğurur?  Bütün bu soruların doğru cevaplarının bulunup buna göre hareket edilmesi gerekir.

Adaletin güçlü, güçlünün de adil olduğu bir dünyanın en kısa zamanda kurulması duası ile Allah’a (c.c.) emanet olunuz.  

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...