Reklam
Bilge Bülbül

Ben Beykoz Kaymakamı olsam…!

Beykoz Kaymakamı Sayın Ahmet Katırcı’nın Beykoz’a ilk geldiği zamanlarda bazı söylemleri beni çok heyecanlandırmıştı.

Çünkü biliyordum ki duyarlılık göstermemiz gereken bir konu onun da hassas noktası..

Düzenlemiş olduğu toplantıların bazılarında da şahsen bulundum.

Her söylediğinde heyecan verici bir projesi vardı ki uygulansa, ah bir uygulanabilse ’ne ala, ne mutlu oluruz’ derdiniz.

Proje; ’Beykoz’da bulunan engelli vatandaşlar için yaşam merkezi’ oluşturmaktı.

Henüz uygulanamadı.

Bilemiyorum belki de en doğru zaman bekleniyordur ki öyle olduğuna da inanmak istiyorum.

Engelli vatandaşların içinde bulundukları durumunu düşündüğünüzde belki de yaşam merkezini lüks bir uygulama olarak bile bulabilirsiniz.

Çünkü engelli vatandaşlarımızın veya yakınlarının her gün karşılaştığı çok daha önemli sorunları var!

Tüm bu sorunlarla canla başla mücadele etmeye devam ederken bir yandan da eğitim öğretim hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Peki bunun için şartlar yeterince uygun mu?

Okullardaki fiziksel koşullar yeterli mi?

Hani şu 15 yılda yap boza çevrilen, müfredatı alt üst edilen eğitim sisteminde, adı ve nitelikleri sürekli değişen okullarda, özel eğitime muhtaç öğrenciler için de değişiklikler yapılıyor mu?

Siz hiç okullarda bulunan özel sınıfların nerede olduklarına dikkat ettiniz mi?

O sınıflara giderken öğrencilerin kat etmek zorunda kaldığı mesafeyi hesapladınız mı?

Ya da bu okullara giderken elleri öpülesi öğretmenlerin kaç merdiven çıktığını saydınız mı?

Ne şartlarda, nasıl koşullarda eğitim verdiklerine şahit oldunuz mu?

Özel eğitim veren sınıfların giriş katında olmamasının nasıl bir mantığı var?

Ya da artık emekli olmayı dört gözle bekleyen ’ben unumu eledim eleğimi astım’ diyen, yaşı oldukça ilerlemiş, enerjisi düşmüş öğretmenlerin bu görevi üstlenmesinin izahı nedir?

Size bir şey söyleyeyim mi?

O okulları görmek, gerekli hassasiyeti kazanmak için illa engelli olmayı ya da çocuğunuzun bu sorunları yaşamasını beklemeyin.

Dört açın gözlerinizi.

Her gün kendi çocuğunuzu bıraktığınız okullarda girin bir bakın o sınıflara.

Kendinizi de koyun artık onların yerine.

Yanlış bir şey gördüğünüz de ’dur’ deyin yanlış giden her şeye.

Ben Kaymakam olsam;

Hani bir söz var ya; ’Çocuğum benden zürafa istese tavanı yüksek bir eve taşınırdım’ diye.

İşte ben de engelli babası bir Kaymakam olsam engelli öğrencilerin sınıflarını ivedilikle ilk kata taşır, onlara pozitif ayrımcılıkta sınır tanımazdım.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...