Reklam
Sadullah Kabahasanoğlu

Kudüs yeni fethine hazırlanıyor

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zevcesi, Meymûne Annemiz (r.a.) şöyle demiştir: Ben (bir gün): ‘Yâ Rasûlellâh! Beytü’l-Makdis (Mescîd-i Aksa) hakkında bize fetva ver’, dedim. Buyurdu ki: “(Orası) mahşer (kıyamet günü) yeridir. Oraya varıp içinde namaz kılınız. Çünkü Onda kılınan bir namaz, başka yerde kılınan bin namaz gibidir.” Ben: ‘Eğer oraya kadar yolculuk etmeye gücüm yetmezse ne edeceğimi haber verir misin?’ diye sordum. Buyurdu ki: “Sen Ona zeytinyağını hediye edersin, aydınlatılmasında kullanılır. Kim bunu yaparsa, oraya varmış gibi olur.”

Alemlere Rahmet olarak gönderilen sevgililer sevgilisi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) miraca çıkarken durağı olan Kudüs…

İslam’ın ilk kıblesi…

Dünyanın kanayan yarası, insanlığın vicdanı, Müslümanların namusu değerinde olan Kudüs…

Bağdat’ta bir marangoz ustası bütün sanatkârlığını konuşturur ve görenlerin hayran kaldığı şahane bir mihrap yapar. Mihrabı görmek ve satın almak için gelenler olur. Yüksek paralar teklif edilir kendisine ve yine de marangoz ustası satmaz o mihrabı. İnsanlar yılların ustasının son derece ehemmiyetle üzerinde çalıştığı mihrabın sırrını merak eder. Mihrabı görenler; “böyle şahane bir eseri neden satmıyorsun, öylece saklıyorsun?” diye sorarlar. Usta Sanatkâr; “O mihrap gün gelecek Allah izin verirse Mescid-i Aksa’nın içine konulacak der. Sanatkâra mihrabı neden yaptığını soranlar şaşkınlıkla; “Kudüs, Haçlıların elinde. Onların işgalinden kurtardın da mihrap mı eksik kaldı?” diye söylenirler. Marangoz ustası ise ders niteliğinde cevap verir: “Ben marangozum. Elimden gelen mihrap yapmaktır. Ben mihrabını yaptım Mescid-i Aksa’nın… Çıksın bir komutan orayı fethetsin, haçlıdan kurtarsın ve mihrabını yerine yerleştirsin…”

Bu cevabı duyan 8-9 yaşlarındaki bir çocuk “ben orayı fethedeceğim.” der.

O çocuk, 40 yıl sonra Kudüs’ü haçlıdan kurtararak fetheden komutan Selâhaddîn-i Eyyûbî’dir.

Kudüs Müslümanların himayesine geçtikten sonra her zaman haçlı siyonist yapıların hedefinde olmuştur.

Osmanlı’nın zayıflatıldığı dönemde Filistin toprakları için para teklif edilen Sultan Abdülhamid Han’ın “O topraklar kanla alınmıştır ve ancak kanla verilir” sözüyle reddettiği güruh Sultanı tahttan indirerek emellerine ulaştılar.

1917 yılında İngiliz’lerin işgaliyle Müslümanların himayesinden çıkan Kudüs, o günden bu yana acılar içinde kıvranmaktadır.

Son dönemde ise ABD’nin hukuk tanımaz yaklaşımlarıyla ve İsrail’in bir terör devleti tutumuyla doğrudan siviller hedef alınarak adeta Müslümanlar yok edilmeye çalışılıyor.

Kudüs; acı, kan ve gözyaşı selinde boğulmak isteniyor.

Dünya izliyor, İslam ülkelerinin yöneticileri başını kuma sokmuş bekliyor. Hatta bazı kendini bilmezler haçlı siyonist batının bütün bu haksız, zalimane ve terörist uygulamalarına rağmen Medine’ye kilise yaptırmak üzere imza atacak kadar küstahlaşıyor.

Dünyada sadece Türkiye ve Sayın Erdoğan “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir” diyerek sesini yükseltiyor ve kutlu davaya sahip çıkıyor.

Türkiye, Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde milletiyle ve devletiyle içimizdeki batının ve haçlı siyonist ittifakın muhiplerine rağmen adeta Bağdat’lı Marangozun bir gün bir Fatih çıkar da Kudüs’ü fetheder inancıyla Mescid-i Aksa’ya mihrap hazırladığı gibi kutsal beldemiz, namusumuz Kudüs’ün yeniden fethinin ve özgürlüğüne kavuşmasının zeminini hazırlıyor.

Bizler de birer Selahaddin, Fatih, Yavuz ve Abdülhamid olmaya çalışalım.

Analar Fatih’ler yetiştirsin..

Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.

Selam ve saygılarımla…  

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...