Reklam
Metin Külünk

Arap devrimlerinin birinci yılı ve Tunus

Kim bilebilirdi ki, 17 Aralık 2010 tarihinde 27 yaşında, üniversite mezunu seyyar satıcı Muhammed Bouazizi’nin, polis tarafından el koyulan ve parçalanan ekmek teknesi sonrasında kendisini “yakarak” gerçekleştirdiği protesto gösterisi, tüm Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasını etkileyecek devrimlerin başlangıcı olacak.

Kim bilebilirdi ki, 17 Aralık 2010 tarihinde 27 yaşında, üniversite mezunu seyyar satıcı Muhammed Bouazizi’nin, polis tarafından el koyulan ve parçalanan ekmek teknesi sonrasında kendisini “yakarak” gerçekleştirdiği protesto gösterisi, tüm Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasını etkileyecek devrimlerin başlangıcı olacak. Bouazizi’nin eyleminin üzerinden henüz bir yıl geçti ve koltuklarında sarsılmaz olduğu sanılan üç diktatörün, Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Mübarek, Libya’da ise Kaddafi rejimleri, sona erdi. Buna ek olarak Suriye’de Esed rejimi büyük sarsıntı geçiriyor, bölgenin diğer ülkelerindeki statüko derinden sorgulanıyor. Velhasılı bölgedeki statüko geriye dönüş olmayacak şekilde değişmiş durumda. İnsanlar, kendi özgür iradeleri ile yönetilmek ve genel refahtan daha fazla pay almayı talep ediyorlar. Elbette 50-60 yıllık krallıklar ve diktatörlükler rejimiyle yaşayan bu bölgede değişimin son derece kısa bir zamanda olması beklenemez. Ama bir kere macun tüpten çıkmış ve değişim süreci başlamıştır.
Bu sürecin ilk meyvelerinin alındığı yer de yine Tunus oldu. Tunus’ta geçtiğimiz Ekim ayı içerisinde yapılan seçimler ile yeni anayasayı oluşturacak ve bir yıl görev yapacak kurucu meclisin seçimi yapıldı. Seçimi, beklendiği gibi, Tunus halkının büyük teveccüh gösterdiği En Nahda Partisi kazandı. Raşid Gannuşi liderliğindeki Parti, uzun yıllar, Bin Ali yönetimine dönük en somut muhalif hareket olması ve halkın değerlerine hitap etmesi nedeniyle, gördüğü her türlü baskıya rağmen popülaritesini yitirmedi ve ülkede yapılan ilk özgür, şeffaf ve demokratik seçimle de hükümetin büyük ortağı olma imkanını edindi. En Nahda ile birlikte, hükümeti oluşturacak Ettakol ve CPR’nin ülkeyi, diğer Arap ülkelerine örnek olacak şekilde demokrasiye taşıyacağını ümit etmekteyiz. En Nahda’nın, ülkede siyasetin şekillenişi de yapıcı bir rol alması ve CPR lideri Muncef Marzuki’nin Cumhurbaşkanlığı yolunu açması, ülkedeki siyasi atmosferi yumuşatıcı bir tesir göstermiştir. Tabii Türkiye benzeri bir devlet, toplum ve din tartışmasını yaşayan Tunus’ta, bir kesimden “irtica” geliyor ve özellikle kadınların hakları konusunda endişe ifade eden sesler de yükselmiyor değil. Kimi Batılı ülkelerde, En Nahda’nın başarısı, tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun “İslamcılar” tarafından yönetileceği ve dünyaya kapalı bir yapının bölgede vücut bulacağı teorileri de konuşulmaktadır. Bu çerçevede En Nahda lideri Gannuşi’nin, Türkiye’den AK Parti örneğini öne çıkartan ve vurgulayan söylemi ile seçimler sonrasında kadın haklarının daha da geliştirileceğine yönelik sözleri önemlidir. AK Parti’nin 10 yıllık deneyimi ve lideri Başbakan Erdoğan’ın demokrasi mücadelesi, Tunus ve benzeri ülkeler için ilham kaynağı ve aynı zamanda dışarıya karşı bir meşruiyet dayanağı vazifesi görmektedir.
Tunus’un Arap Devrimleri sürecindeki en önemli avantajı Gannuşi gibi Marzuki gibi deneyim sahibi, halkları nezdinde krediye sahip liderlere sahip olmasıdır. Bu liderlerin ortak bir siyasi akıl oluşturarak, Tunus’u Bin Ali sonrasında, halkın beklentilerine paralel olarak yeniden inşa etmesi en gerçekçi yol olarak görülmektedir. Tabii bu noktada toplumsal muhalefetin canlılığını koruması, elbette şiddeti varmayan eylemler yoluyla, iktidarı denetlemesine de engel olunmamalıdır.  Türkiye bu çerçevede, kendi deneyimini Tunuslu dostlarıyla paylaşmaya hazırdır. Benzer siyasal deneyimler ile aynı zamanda kültürel ve tarihi bağlara sahip olan iki ülkenin demokrasi, özgürlük ve refahın gelişiminde birlikte çalışarak hem kendileri hem de bölge ülkeleri için verimli sonuçlar çıkaracağına inanmaktayım. O sebeple, Tunus’un 2012 yılında yeni anayasayı oluşturmak adına elde edeceği başarı, sadece kendisi için değil, bölge ülkeleri için de önem arz etmektedir. Türkiye bu sürecin başarıya ulaşması için tüm gücüyle dost ve kardeş Tunus halkının yanında olacaktır.
Son yüzyıldır, kan, gözyaşı ve diktatörlüklerle anılan bu coğrafyada, insanlar kendi kaderlerini ellerine aldılar ve hem içeriden hem de dışarıdan kendilerine sunulan özgürlük ve demokrasiyi reddederek, kendilerinin kuracağı daha eşit, daha özgür ve daha demokratik bir sistemin kapısını araladılar. Türkiye, AK Parti hükümetleri döneminde izlediği politikalar ile bu coğrafyadaki toplumların hak, hukuk ve özgürlük taleplerinin yanında oldu. Bundan sonra da olmaya devam edecektir. İnsan merkezli bir coğrafya ve dünya tasavvurumuzun sonucu olan bu dayanışma hali, her halükarda devam edecektir. AK Parti iktidarı yurtta sulh cihanda sulh ilkesini kağıt üzerinde olmaktan çıkartarak uygulama alanına koymuş ve bu coğrafyada barışın egemen olmasına dönük her girişimde öncü rol üstlenmeyi kendisine misyon edinmiştir. Türkiye’nin bu misyonu, dışarıdan gelen müdahaleler ile kesilmek istenmesine rağmen devam edecektir.

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...