Reklam
Özer Güneş

Sayın Cumhurbaşkanını dinliyorum gözlerim kapalı!

Cumhurbaşkanımız gaziler günü etkinliğinde  konuşuyor “bizde  kriz-miriz yok, sakın inanmayın bunlar manipülasyondur!” diyor… Bende gözlerimi kapıyor konuşmayı huşu içinde dinlerken hayale dalıyorum;

Çarşı pazar market fiyatlarının geçen yıla göre yarı yarıya düştüğünü görüyor, halkın alışverişini yaparken tane ile değil kilo ile ürün aldığını, alışverişini stres ve sıkıntı içinde değil neşe içinde yaptığını hayal ediyorum.

Anne ve babaların okul alışverişi için çocuklarıyla çarşı-pazarda daha rahat ve korkmadan alışveriş yaptığın, çocuğunun/çocuklarının ihtiyaçlarını eskisi gibi boynunu bükmeden ve ezilip büzülmeden rahatlıkla alabildiğini hayal ediyorum.

Kış yaklaşırken odun kömür fiyatlarının geçen yıla göre üçte bir oranında düştüğünü, odun kömür fiyatlarının elimizi yakmadan evimizi ısıtarak kışı rahat geçirebileceğimizi hayal ediyorum.

Geçim sıkıntısı yaşamayan ailelerin, artan refah seviyesinden dolayı daha mutlu ve huzurlu olduğunu, artan suç oranlarının ve boşanmaların nerde ise yok denecek  seviyeye geldiğini hayal ediyorum.

Mutlu müşterilerin ve mutlu esnafların neşe içinde olduğunu hayal ediyorken birden çalan telefonumun sesi ile irkiliyorum! Telefonumu açtım “alo buyurun” dedim. Karşı taraftan bir bayan  “…bankasından kullanmış olduğunuz kredinin ödeme günü dört gün geçti” diyor. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor!

Gelelim gerçeklere bu satırların yazarı âcizane bu sütunlarda bundan bir buçuk yıl önce ekonomik krizin tam ortasındayız diye bir köşe yazısı paylaşmıştım. Demiştim ki;

“…Krizin teğet geçtiği de yok geçeceği de… Ülke olarak yeni bir ekonomik krizin tam göbeğindeyiz. Türkiye’nin AKP ekonomi idaresi altındaki ‘model’i, dövizin ucuzluğuna dayalı olarak ucuz ithalat, ucuz döviz, bol sıcak para, bunların getirdiği ekonomik canlılık üzerine kurguluydu. Artık bu yalancı baharın sonuna gelindi. Türk Lirası  Dolar karşısında %20 değer kaybetmiş durumda… Siyasi iktidar bu gidişatın bizzat kendilerinin neden olduğu yapısal sorunlar kaynaklandığını bildiği halde sorunun çözümünü yine sorunun mağduru milletin kucağına bırakmış, sanki yaşananların hepsi siyasi iktidarın başarılarını çekemeyen dış güçlerin bir tezgahı gibi yansıtmış, sorunun çözümünü yine popülist politikalarda arayarak seferberlik havasında döviz bozdurma hamlesinde aramıştır.

Bu politikalar bir çözüm mü?  Tabiî ki değil; tükettiğinden fazla üretmeyen bir ülkenin zenginleşmesi imkânsızdır. Bilhassa 2002-2008 arasındaki döviz bolluğu, yüksek faiz önererek yurtdışından gelen sıcak paraydı… Sıcak parayı ülkeye çekmek için Türkiye’ye büyük özelleştirmelerle (TÜPRAŞ gibi, TELEKOM gibi) doğrudan yabancı sermaye yatırımı adı altında Türkiye’ye gelen yabancı ortaklıklara sorgusuz sualsiz kapılar açıldı. Şimdi bu imkânlar kurudu. Hazıra dağ dayanmadı. Şimdi geriye Amerika’nın ‘miktar kolaylaştırması’ diye adlandırdığı parasal genişlemeden kalan kırıntılar kaldı. Bunlar da Türkiye’ye şu anda gelmiyor, çünkü adı üzerinde bu sıcak nitelikli, spekülatif nitelikli bir para. Hukukun bu kadar zedelendiği, siyasi gerginliğin bu denli arttığı ekonomiye, ne sıcağı ne soğuğu döviz girişi olmuyor.

Gelelim Türk Lirası’ndaki hızlı değer kaybının başka bir nedeni olan bu kronik cari açığımıza... Bilindiği gibi cari açık, mal ve hizmet ithalatımız ve ihracatımız arasındaki fark anlamına geliyor. Cari açığımızın yüksek olmasının bir diğer manası da şu: Gelirimize göre çok daha yüksek harcama yapıyoruz ve yatırımlarımız, tasarruflarımızın hayli üzerinde. Eğer bir şekilde yabancı yatırımcılar Türkiye’ye para getirir, yatırım yaparlarsa; Türkiye’deki finansal varlıkları satın alırlarsa; Türkiye’deki özel firmalara veya kamuya borç verirlerse; cari açığımız yüksek de olsa da idare edebiliriz. Fakat Türkiye’ye giren sermaye kesilirse de çok büyük sıkıntı çekeriz! Böyle bir durumda döviz kuru zıplar, ekonomi daralır, işsizlik fırlar, yoksulluk artar... İşte dünyada para bolluğu olması bu yüzden önemli…

Tablo ortada! Memleket, siyasi iktidarın bize sunduğu gibi güllük gülistanlık değil… Hatta siyasi iktidarın 15 senelik tek başına iktidar süreci, ‘artık koalisyonlarla yönetilmeyeceğiz’ dedikleri dönemlerden daha beter! Buna göre gerçekçi olalım lütfen aklımızla dalga geçmeyin milletimizi aldatmayın…

Bizi aldatan bizden değildir!”

Netice itibariyle,

Sayın Cumhurbaşkanının “bizde  kriz-miriz yok, sakın inanmayın bunlar manipülasyondur!” demesi akıl dışı ifadedir.

Manipülasyon bir sonuç değil bir sebeptir; ekonomik kriz ise bir sonuçtur.

Ekonomi dediğin kaygan zemin her şeyden etkilenebilir durumdayken, bir de üzerine bizim para politikalarımızın yetersizliği sonucu ortaya çıkan kırılgan Türk Lirası durumun vahametini daha da artırıyor.

Bu noktada kriz yok manipülasyon var demenin trafik kazası yok şoför dikkatsizliği var demekten hiçbir farkı yok gözümde.

Lafı dolandırmaya gerek yok. Ortada büyük bir başarısızlık var. Siyasi sonucu ne olur, onu da hep birlikte göreceğiz 1-2 yıla kadar.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...