Reklam
Reklam
Burhan Bakır

Irak Suriye ve Türkiye

1991 Nisan ayı başlarında Kuzey Irak’tan Türkiye’ye doğru kitlesel bir göç hareketi şekillenmeye başladı. Bu durumu gören Türk askeri makamları, hükümete şu önerilerde bulundular: "Sığınmacıların Türk topraklarına geçmelerini önleyelim. Türk sınırı boyunca Irak topraklarında bir güvenlik kuşağı oluşturalım. Göç dalgası Irak topraklarında durdurulsun ve sığınmacılara gerekli insani yardım, bu güvenlik kuşağı içerisinde kurulacak kamplarda sağlansın.” Bu öneriler sağlam gerekçelere dayanıyordu.

Birincisi, sığınmacıların Türk topraklarına alınmaları halinde, sınırların fiziki güvenliğini sağlamak mümkün olmayacaktı. Bu durumun ciddi güvenlik riskleri doğurması ve kamu düzenini tehlikeye düşürmesi kaçınılmazdı.

İkincisi, sığınmacıların Türk topraklarına alınması, göçün ekonomik ve sosyal etkilerinin daha kuvvetle hissedilmesine yol açacaktı ve nihayet en büyük tehlike de, göç karmaşasından yararlanacak olan geniş PKK gruplarının silahlarıyla birlikte Türkiye’ye sızmalarından doğacaktı.

Askerlerin bu önerileri dikkate alınmadı ve sığınmacılar, büyük dalgalar halinde, Türk topraklarına girdiler. Söz konusu yarım milyon sığınmacı arasına karışan çok sayıda PKK’lı teröristin, savaş stoklarıyla, silahlarıyla ve cephaneleriyle Türkiye’ye geldiler. Bunun çok ciddi sonuçları oldu. Bu gelişme, 1990’lı yılların ortalarına kadar uzanan dönemde, PKK terörünün güç bulmasına yol açtı ve Mehmetçiğimiz bu yıllarda ağır zayiatlar verdi.

Irak Körfez savaşı sürecinde ülkemizde yaşanılan durumun özeti ve tehlikeli kısmı bu şekilde sonuç vermişti, Şimdi ise yaşanılan Suriye meselesinin özetine bakacak olursak çok farklı bir durumla karşı karşıya kalmayacağız gibi görünüyor.

PKK elebaşı Ermeni asıllı Öcalan’ın ’1978 - 1998 arası tam yirmi yıl Suriye ve Lübnan’da olduğunu bilmeyen kaldı mı ki ülkemizde?  

Suriyeli mülteciler Türkiye’ye geldikleri tarihten itibaren güvenlik sorunları başladı. Özellikle Türkiye-Suriye sınır hattında kaçak girişlerin olması, mültecilerin yoğun olduğu dönemlerde mülteciler arasında DAEŞ, PKK, YPG/PYD terör örgütü unsurlarının olması ve bunların sınırdan geçmesi ile Türkiye’nin farklı noktalarında farklı zamanlarda bombalı eylemler oldu ve bu eylemlerde birçok Türk vatandaşı hayatını kaybetti.

Kampların yetersiz kalmasına bağlı olarak da kamp dışında bulunan mültecilerinde suça bulaşma ihtimali hatta bazılarının da suç işledikleri aşikârdır.

Türkiye, Suriyeli mültecilerden dolayı oluşan ekonomik maliyetin büyük bir kısmını kendisi karşılıyor Cumhurbaşkanı Erdoğan, her fırsatta açık açık Suriyeli mülteciler için 30 milyar dolar harcandığını ifade ediyor. Ancak mültecilerin ekonomik yükü bir devletin kaldırabileceği nitelikte değil, Türkiye’deki Suriyeli mülteci sorununun kısa süreli olmadığı, uzun dönemde de bu sorunun devam edeceği ve Suriyeli mültecilerin bizlere daha da yük olmaya devam edeceği kesin. Ülkemizdeki hastanelerde 6 yılda yaklaşık 300.000 Suriyeli bebeğin doğumu gerçekleştirildi.

Başka bir sorun ise dış işleri bakanlığı döneminde Ahmet Davutoğlu’nun çağrısıydı Suriyeli Ermenilerin Türkiye’ye gelebilmeleri için Türkiye’deki Ermeni cemaatiyle ve vakıflarıyla bizzat görüştüğünü "Onların güvenliği ve huzuru için her türlü yardımı yapmaya hazırız"

Ülkemiz hali hazırda yaşadığı etnik ayrıştırmanın daha da körüklenmesini ve bunları bizlere masumca yutturmaya çalışarak büyük çabalar sarf edildiği gün gibi ortadadır.     Türk milletine düşman olanlar geçmişte kardeşi kardeşe düşman ederek birçok kez iç savaşı tetiklediler bu ülkede, şimdi tehlike çok daha büyük farklı etnik kökenleri bir araya getirerek kıvılcımı ateşlemek için gün saymaya başladılar bile.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...