Reklam
“Yerdekine” merhamet eden Beykozlu kadınlar

“Yerdekine” merhamet eden Beykozlu kadınlar

Tam bir elin parmağı kadar kadın, altı senedir tüm önyargılara ve küçümsemelere direnerek, sokak sokak, orman orman köpek besliyor.

Onları “Göksu Evleri Hayvan Severleri” olarak tanıyorsunuz. Çoğu kişiye göre onlar, belirli bir refah seviyesinde canı sıkılan bir grup kadın ve bu kadınlar bir araya gelerek, ‘acaba ne yapsak etsek de vakit geçirsek’ diye düşüne dururlarken, birden sokak hayvanları ile ilgilenmeye karar veriyorlar!

Hayır, hiç de öyle değil!

Beykoz Güncel Haber olarak onlar ile sadece bir gün beraber olduk, arabalarına bindik ve onlarla Beykoz köylerini ve ormanlarını dolaştık. Neler yapıyorlar görelim istedik. Gördüklerimiz, bizi haberi yazarken “ne, nerede, nasıl, ne zaman…” şeklindeki klasik haber dilini kullanmamızı zorlaştırıyor.  Çünkü merhametin ve sevginin ağır bastığı bir yerde, habere ister istemez yorum da karışıyor.  Ve biz, günün sonunda iyice ikna oluyoruz ki, onlar ‘acaba paralarımızı nereye harcasak?’ telaşına düşen, canı sıkılmış ve insanlar yerine hayvanları tercih eden bir grup varlıklı kadın değil; bunun çok ötesinde ve hayatın daha derininde bir yerdeler.

Hz. Peygamber, “yerdekine merhamet edin” demedi mi?

İslam dini, hayvanlara gösterdiği özen ile bilinir. Ancak zamanımızda çoğumuz bu gerçeği unutmuş bir ruh hali içerisinde, hayvanlar ile ilgilenmeyi, onlara sahip çıkmayı gereksiz bir lüks olarak görmekteyiz. Oysa ki, İslam'da hayvanların söz konusu edildiği nasslar (ayet ve hadisler) incelendiğinde, onlara birtakım hakların verildiği görülür.

Kuran-ı Kerim'de Bakara (inek), Nahl (arı), Ankebût (örümcek), Neml (karınca) sûreleri gibi bazı sureler çeşitli hayvan isimleri ile isimlendirilmemiş mi? Bu ayet ve hadislerde, biz insanlara hayvana saygı göstermemiz öğütlenmemiş mi?

Hz. Peygamber, "Merhamet edene Allah da merhamet eder; siz “yerdekine” merhamet edin ki, gökteki de size merhamet etsin" diye buyurmamış mı? İşte Göksulu bu beş kadın, eleştirilere aldırmadan doğru bildikleri yoldan şaşmıyorlar: Onlar, “yerdekine” merhamet göstermeye inatla devam ediyorlar.

Haftanın üç günü ormandalar

Semra Tecimen, Serpil Usta, Ayşe Sözer, Tansu Sağ ve Nur Evrenos… Onlar, Beykoz’daki besleme güzergâhlarında yaklaşık bin civarında sokak köpeğini besliyorlar. Üstelik “havaların açılmasını” beklemeden, yani yaz kış, yağmur çamur demeden.

Bu beş kadın, haftanın üç gününü kendi aralarında bölüşmüşler. Pazartesi- Çarşamba günleri Semra Tecimen ve Nur Evrenos’un, Cuma günleri ise Ayşe Sözer ve Tansu Sağ’ın çalışma günleri. Serpil Usta ise “joker eleman” konumunda ve grubun Halkla İlişkiler’ini yürütüyor.  Onlar bu iş bölümünü yapmak zorundalar. Zira, yaptıkları iş oldukça yorucu. Bu zorlukları anlayabilmeniz için, size birlikte geçirdiğimiz güne nasıl başladığımızı anlatmamız gerekiyor.

Gönül mesaisi 9: 30’da başlıyor

Göksu Evleri Hayvan Severleri Gönüllü Grubu’nu oluşturan bu beş kadın ile sitelerinin kapısı önünde buluştuk. Cuma günü olması dolayısıyla normalde Ayşe ve Tansu’nun dağıtım günü idi. Ancak gelişimiz dolayısıyla gün, özel bir hal aldı ve Serpil, gazeteci diğer bir arkadaşımla birlikte beni, Semra ve Nur’u arabasına alarak, yiyecekleri doldurdukları beyaz görev arabasını yani Ayşe ve Tansu’yu takibe koyuldu.

Normalde sabahın 9:30’unda sitelerinin civarındaki sahipsiz köpekleri doyurarak güne başlayan hayvan severler, işe biz dahil olunca bu sefer biraz geciktiler. Öğrendiğimize göre onların bu “gönül mesaisi” sabah 9: 30 surlarından başlayıp akşam saat 21:00- 22:00’lere kadar sürüyormuş! Tabii ki biz onlara bu kadar süre eşlik edemeyeceğiz!

Artık ekmekleri satın alıyorlar

Serpil’in arabasına bindik; ilk durağımız Çavuşbaşı girişinde bir ekmek fırını oldu. Hayvan severlerimiz, kilosu 50 kuruştan tam 100 kilo ekmek, poğaça, açma, pasta, kek artığı… yani bol bol nişastalı ürünler satın aldılar ve bu ağır yükleri büyük bir mutluluk ile ve fırında görevli Samet’in de yardımıyla arabalarına yüklediler.

Boyunlar fıtıklı, ellerde sinir sıkışması var. Gelgelelim, gönül âşık!

Ekmek artıklarından oluşan bu torbaları arabalarına yüklerken zorlanan kadınlarımız, çok ağır olan poşetlerde fırında çalışan bir erkek görevliden yardım istediler. Kadınlar bu yükleri boyunlarındaki fıtığa, bileklerindeki sinir sıkışmasına rağmen gocunmadan taşıyorlar. Zira, bu beyaz arabayı dört göz ile bekleyen dört ayaklılar var!

Peki, ormana varıldığında ne olacak? Bu yükleri arabadan indirmek ve kaplara boşaltmak için kadınların yanında bir erkek gücü olmayacak ki! Neyse, göreceğiz!

Aile gibiler

Her köpeğin de bir hayat hikâyesi var kuşkusuz. Güzergahımız boyunca, eşi ölmüş “Dul” ile, bayan “Mahmure” ile, güzel gözlü “Çakır” ile ilgili hikayeleri dinledik bu beş kadından. Bir ofisin içinde kısa bir ipe bağlı olarak uzun yıllar geçirmiş olan azman köpeklerden birinin, sinirlendiği zaman kuyruğunu ısırarak kendi çevresinde dönmeye başladığını Nur’dan öğrendiğimizde ise içimiz burkuldu.

Kurt köpeği arabaya daldı!

Yine gönüllü hayvan dostlarından öğreniyoruz ki, ormanlık bir alan olması dolayısıyla komşu ilçelerden de Beykoz’a bırakılan köpekler nedeniyle şu anda ilçemizde 15 bin sokak köpeği bulunuyor. İlginç olan, yolculuğumuz sırasında yeni bırakılmış bir sokak köpeğine  rastlamamızdı!

Kurt cinsi bu köpek, dağıtım sırasında aniden beyaz arabanın açık olan kapısından içeri girdi ve direksiyon koltuğuna yerleşti; onu oradan çıkarabilene aşk olsun! Arabanın hareket edeceğini anlayan hayvan, direksiyon koltuğundan kalktı ve yiyeceklerin bulunduğu bagaj bölümüne attı kendini. Bunun üzerine kadınlar, kurt köpeğinin kendileriyle bir müddet seyahat etmesine karar verdiler. Ancak bizim anlayamadığımızı onlar hemen anlamışlardı: Serpil, uzman bir psikolog edası ile yorumunu yaptı: “Belli ki bu hayvan ormana yeni bırakılmış bir köpekti ve arabalara da alışkındı. Bırakıldığı bu ortamı yadırgıyor ve bir ‘insan’ istiyordu”… Onun bu anlattıklarına kimin içi burkulmaz ki?

Hoca, cenaze arabasını durdurmuş

Araba ile yola devam ederken, bir yandan da sohbete devam ettik. Dağıtım sırasında yaşadıkları ilginç tecrübelerden birini aktarmalarını kendilerinden istediğimde, Nur şunları söyledi: “Bir bayram günü yine sokak köpeklerini beslemeye çıkmıştık. Barınak yolundan bir cenaze arabası geçiyordu. Görevli hoca, cenaze arabasını durdurdu ve yanımıza gelerek, elimizi öptü. Sonra da bize bir kıssadan hisse anlattı. Bu, sürekli namaz kılan bir kadın ile hayvanlar için evinin dışına kap koyan günahkâr bir kadın hakkındaydı. Hocanın bu davranışı bizi çok mutlu etti ve duygulandırdı.”

Bize sataşanlar da oluyor

Gelgelelim, yaşadıkları bu güzel hatıranın dışında kadınların kötü hatıraları da var. Beykoz’un özellikle bazı köylerinde halkın kendilerine kızdığını ve kendilerine sataştıklarını söyleyen Nur,  “ sokak köpeklerine yemek verdikçe etrafta pislik oluştuğunu söylüyorlar; köpeklerin okula giden çocuklarına saldırdıklarını söylüyorlar” dedi. Semra, Nur’un açıklamalarına şu ilaveyi yaptı: “Aslında hayvanlar açlıktan saldırıyor. Biz ise onları besliyoruz. Bize tepki gösterenlerle kesinlikle kavgaya girmiyoruz. Onlar da diğerleri gibi bizi zamanla anlayacaklar.” Semra, bize köylerde her bahar mevsiminde köpek zehirlenmeleri yaşandığını da anlattı.

Daha geçen gün Kavacık’a 20 köpek bırakıldı

Beykoz, ormanlık alan olmanın dezavantajlarını da yaşıyor kuşkusuz. Nur ile sohbet ederken, daha geçenlerde Kavacık merkez’e 20 civarında sokak köpeği bırakıldığını öğreniyoruz. Dile bile kolay değil, Beykoz’da 15 bin başıboş ve aç köpek bulunuyor! Ve tabii, bunların beslenmesi gerekiyor. Çünkü bu hayvanlar beslenmeyecek olurlar ise, ilçemizin merkezine inecekler, bizlere, çocuklarımıza saldıracaklar.

Aç köpekler Beykoz merkeze mi insin?

Serpil, bizi bilgilendiriyor: “Ormanda hayvanların beslenecekleri çöp yok, ev yok. Bu hayvanlar avlanmasını da bilmiyor. Biz iyice ormanın içlerine giriyoruz, yemekleri oralara bırakıyoruz, çünkü bu hayvanların yollara inmelerini istemiyoruz. Köpekler şayet beslenmeyecek olurlar ise merkeze inerler.”

İşte, bu kadınlar bu nedenle arabalarını ormanın tenha yerlerine sürüyor, yangın arabalarının dışında özel araçların girmekten sakındığı bozuk yolların içine, yüzlerce köpeğin arasına dalıyor ve ağırca kaplardan boşalttıkları yiyecekleri hayvanlara dağıtıyorlar. Tabii, her şey bu kadarla kalmıyor: Köpek bu, yemek için aralarında hırlaşmalar, kavgalar da yaşanıyor. İnsanoğlunun bile bir lokma ekmek için birbirinin kuyusunu kazdığı bir dünyada, bunu bu hayvanlara çok görmemek gerek! İşte böylesi durumlarda, kadınlar otoritelerini sergiliyorlar. Köpekler de onları dinliyor; çünkü onlara saygı gösteriyor; bu kadınların nasıl bir özveri ile kendilerini beslediklerini adeta biliyorlar.

Köpekler sevgilerini açıkça gösteriyor

Beslenen bu sokak köpekleri, sevgilerini ise açıkça gösteriyorlar! Nasıl mı? Arabamızın peşinden dakikalarca koşarak, kadınların üstüne atlayarak; onlar tarafından okşanmayı bekleyerek. Tabii, korkak olan bazılarımız (acaba kim?) bu gibi sevgi gösterileri durumunda arabanın içerisine kaçarak, haber fotoğraflarını camdan çekmeyi yeğliyor!

Kontes yürek burktu

Dağıtım sırasında arabanın şoför koltuğuna sığınan kurt köpeğine gelince… Kadınlar, duraklardan birinde onu aşağıya bırakmak istediler. Ancak köpek, ağlamaya başladı ve kendisini ilk fırsatta tekrar arabaya, ancak bu sefer Serpil’in cip’ine terfi ettirdi!

Sevgi dolu bir kadın yüreği buna dayanır mı? Baktılar ki olmuyor, kadınlarımız köpeğe “Kontes” adını verdiler ve onu inceleme altına aldılar. Kontes’in kulağındaki küpe numarası: 7648. Dişlerine bakınca anlaşılıyor ki, Kontes, yaşlı bir köpek. Belki de bu yüzden ormana bırakıldı; acaba?

Kadınları birden bir telaş sardı. Bu hayvana bir an önce bir ev bulmak gerekiyordu. Semra, telefonu eline aldı, bazı yerleri aramaya başladı. Acaba Beykoz Belediyesi Hayvan Rehabilitasyon Merkezi’nde kontese yeni bir sahip bulunabilir mi? Göreceğiz!

Tek bir dağıtım sırasında ortalama 50 durakta hayvan besliyorlar

Biz, Kontes şoför koltuğunun yanında olduğu halde, dağıtım işine devam ediyoruz. Kadınlar normal bir günde ortalama 50 durakta duruyor ve hayvan besliyorlar. Ancak Serpil’in arabasındaki bizler onlara sadece bir yere kadar eşlik edebileceğiz.

Beykoz Belediyesi destekliyor

Kontes ön tarafta, Semra’nın ayak ucunda arabaya binmiş olmanın mutluluğunu yaşarken, biz de sohbetimize devam ediyoruz.

Satın aldıkları ekmek artıklarının yanında köpeklere kuru mama da dağıtan gönüllü kadınlar, bize bir günlük köpek besleme çalışması sırasında 150 kilo mama dağıttıklarını söylüyorlar. Bir mamanın 40 TL olduğunu belirtmekte yarar var! Göksulu hayvan severler, bize Beykoz Belediyesi’nin kendilerine her biri 15’er kiloluk olmak üzere, haftada 10 paket kuru mama verdiği bilgisini de aktarıyorlar. Yine, öğrendiğimize göre Beykoz Belediyesi, köpeklerin uzaktan görür görmez tanıdıkları ve yanına koştukları beyaz görev arabasının benzin giderlerini de karşılıyor!

Ev idaresi ormanda da yapılmak zorunda!

Ancak kadınlar, kuru mama konusunda da “ev idaresi” yapmak zorundalar! Çünkü Belediye’nin verdiği kuru mamanın bir haftadaki üç dağıtıma da yetmesi gerekiyor. İşte burada satın alınan ekmekler ve şayet veren olmuş ise, restoranlardan alınan yemek artıkları devreye giriyor. 

Sadece yiyecek değil, yazın da su taşıyorlar

Kış mevsiminde hayvanların sadece yiyeceğini dert edinen kadınların yükü sıcak yaz aylarında ise ikiye katlanıyor. Çünkü bu mevsimde göletler ve su birikintileri kuruduğu için hayvanlara ayrıca su getirmek ve bunları dağıtmak da gerekiyor. Ve tüm bunları bir gün içinde sadece iki kadın yapıyor. Yüzlerce köpek arasında… fiziksel bazı rahatsızlıklarına… kadının erkeğe nispeten daha zayıf olan fiziksel kuvvetine rağmen…

İnanılır gibi değil!

Onlardan, hayvanların su içmesi için yerleştirdikleri kapların kestane zamanı geldiğinde bazı köylüler tarafından toplandığını işitince, duyduklarımıza inanmak istemiyoruz.  Beykoz Belediyesi’nin sokak köpekleri için yapmış olduğu kulübelerin de zaman zaman çalındığını öğrendiğimizde ise şaşkınlığımız bir kat daha artıyor!

Tansu Sağ: Kocama dedim ki…

Onların özel günleri, bayramları yok. Ola ki, bir hayvanın başı sıkışmış ise ilk aranan onlar oluyor. Bayram sofrası bırakılıyor, doğru görev başına! Bundan çocuklar da, eşler de bazen rahatsız olmuyor değil tabii!

Tansu, kocasıyla arasında yaşanmış kısa bir olayı aktarıyor bize: “Eşim, ‘bugün hava kötü, dağıtıma çıkmazsınız artık’ dedi. ‘Niye?’ dedim. Köpekler perhizdeler mi?”

Semra Tecimen: Çocuk aç bırakılır mı?

Semra Tecimen ise, “köpekleri aç bırakmak bir küçük çocuğu aç bırakmak gibi bir şey. Onlar hiç büyümeyen çocuklar gibi” şeklinde tarif ediyor duygularını.

Para kazanmanın yollarını arıyorlar

Bu beş kadın üstlendikleri bu “gönül görevi”ni, tüm maddi zorluklarına rağmen yapıyorlar. Paralarının yetmediği yerde özel davetiyeli geceler düzenliyorlar; buradan elde ettikleri parayı fırından alacakları ekmek için kullanıyorlar. Eğer bu para ile ekmek borçlarını kapatamıyorlar ise, kermeslerde stantlar açıyor ve Tahtakale’den satın aldıkları takı ve aksesuarları, bağış olarak gelen kıyafetleri burada satıyorlar.

Lacivert Restaurant, her Mayıs ayında destek veriyor

Anadoluhisarı’nda bulunan Lacivert Restaurant, gönüllü bu beş kadının canhıraş çalışmasını takdir etmiş olacak ki, her Mayıs ayında 100 kişilik bir davet için kapılarını onlara açıyormuş. Kadınlar bize, bu davetli sabah kahvaltısından ellerinde kalan paranın çok işlerine yaradığını ifade ederek, “Allah Lacivert’lerimizi çoğaltsın!” yorumunda bulunuyorlar!  

Kontes’in akıbeti

Serpil’in arabasında seyahat eden bizler, yavaş yavaş yolumuzun sonuna yaklaşıyoruz. Kontes, arabadan inmeye ve diğer hayvanların arasına karışmamaya özen gösteriyor. Ancak yapacak başka bir şey kalmadı. Rehabilitasyon Merkezi’nde köpek arayan bir alıcı, Kontes’i inceledi, fakat yaşlı olduğunu öğrenince onu sahiplenmekten vazgeçti. Kontes hala evsiz; ah yaşlılık!

Bunun üzerine evinde beş köpek bakmakta olan Ayşe bana dönerek, “işte görün, evimde boşuna beş köpek sahibi olmadım!” dedi. Tabii, sahipsiz her köpek de eve alınamaz ki. Kontes’in ne yazık ki şansı yok.

Dolayısıyla, artık durakladığımız bu noktada Kontes’in hayvanların arasına karışması gerekiyor. Kadınlar, tüm karşı koymalarına rağmen Kontes’i arabadan indirdiler ve onun yaşlı dişlerinin de hükmedebileceği sulu yiyecekleri köpeklerin önüne boca ettiler.

Bir daha bulunmaz böyle bir fotoğraf fırsatı!

Bu son durağımızda ben de tüm cesaretimi toplayarak köpek fobimin üzerine gittim ve hayvanların içine dalarak, bu beş kadın ile birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirdim.

Veda zamanı… Ayşe ve Tansu’ya veda ederek, onları yüzlerce köpeğin arasında bırakarak ilçe merkezine doğru yol aldık. Arabanın içinde kadınlara, “neler söylemek istersiniz? diye sordum. Bakın, neler söylediler:

Serpil Usta: Hastalanmamalıyız

“Tam bu aylarda altı senemizi dolduracağız. Ve az sonra eve vardığımızda bizler bugün yaşadıklarımızı konuşacağız. Artık bu bizim için bir ‘hayat gönüllüğü’ oldu. Birbirimizi de kolluyoruz; çünkü hastalanmamalıyız. Bizlerin arasında da bir ‘gönül bağı gönüllüğü’ oluştu. Köpekler ile ciddi bir hayat dersi ve tecrübesi de ediniyoruz. “

Nur Evrenos: Sadece sahibi olduğunuz hayvanları sevmeyin!

“Aramızda çok güzel bir birliktelik var. İnsanlar da bizi örnek alsınlar; kendi bölgelerindeki hayvanları beslesinler. Yalnızız diye düşünmesinler. İnatla direnerek bir sistem oturtmaya çalışsınlar. Taşın altına el koysunlar. Sadece kendi sahip oldukları hayvanları sevmesinler. Hayvan sevgisinin eğitimle ilgisi olduğunu düşünürdüm, ancak öyle olmadığını öğrendim. Elindeki ekmeğin yarısını sokaktaki hayvanlara veren insanlar görüyoruz.”

Semra Tecimen: Alın bu hayvanları götürün, diyorlar

“Köylerde bize daha anlayışlı olunmasını, daha yumuşak davranılmasını istiyoruz. En azından bize yiyecekleri boşaltacağımız yerleri göstersinler. Bize, ‘bunları siz besliyorsunuz, alın bunları götürün’ diyorlar. Nereye götürelim? Ola ki, gazete haberinizi okuyup da bize yardım etmek isteyenler olursa, onlardan kuru mama desteği rica ediyoruz. Oturduğumuz sitede bu mamaları depolayacak yerimiz var, ancak bugüne kadar hiç depolayacak kadar mama bağışı almadık!”

Bir kıssadan hisse

Sözü daha fazla uzatmayarak, “ayinesi iştir kişinin” diyor ve haberimizi bir kıssadan hisse ile noktalıyoruz:

Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre, Hz. Peygamber; "Günahkâr bir kadının bir kuyunun yanından geçerken, kuyunun başında bir köpeğin susuzluktan dilini çıkarıp soluduğunu gördüğünü, kadının ise köpeğin bu haline acıyıp, ayağına giydiği ayakkabılarla kuyudan su çekip köpeğe içirdiğini ve bu sebeple Yüce Allah'ın da onu bağışlayıp Cennet'e soktuğunu" bildirdiğini ifade etmiştir.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!

Haber- Yorum: Arzu Başlantı

YORUMLAR...