Reklam
Reklam
Sueda Muradoğlu

Gelen gideni aratır mı?

Bir hayli gündür yazımı direnerek yazmayıp, bekliyorum. Basın aracılığıyla yakından takip ettiğim ziyaretler, kimi tanışma; kimi vefa temalı yemekler derken baktım ki beklediğim açıklama bir türlü gelmeyecek, bari yazımı yazayım dedim. Hakkınızdaki ilk yazımın içeriğinin çok daha farklı olmasını isterdim ama nasip böyleymiş (!) diyelim. Beykoz’umuz da Ak Partinin yeni başkan adayı Murat Aydın’dan bahsediyorum elbette.

Öncesinde yerel olarak çokça dillendirilmiş ‘Beykoz’a Beykozlu başkan isteriz’ açıklamaları herkesçe malum. Ben bu söylemlere o günlerde katılmıyordum bugün halen daha katılmıyorum. Bir belde de başarılı işlere imza atmak ille de orada yaşıyor olmaktan geçmez. Bu önermenin karşıtı olarak; bir belde de doğmuş büyümüş bir kişinin orada ille de başarılı bir yönetici olacağının garantisini de kimse veremez. Bu tamamen kişisel liyakat ve samimi olarak halka hizmet etme niyetiyle ilintilidir. Yeri gelmişken, bundan yaklaşık bir ay evvel az önce bahsettiğim ‘dışarıdan başkan istemiyoruz’ söylemlerinin çığırtkanlığını yapanların, Sayın Aydın’ın Beykoz ile teşviki mesaisi başlar başlamaz kendileriyle verdikleri sarmaş dolaş pozlarda ağızlarını aradığımızda ancak kulaklarında bulabilişimizi siyasetin kaygan (!) zeminine borçlu olduğumuzu tahmin ediyoruz. Ayakları kaymasa bu kadar çok dönmezlerdi diye düşünüyoruz.

Asıl konuma girmeden evvel bir kaç serzenişim daha var. Bunlardan biri Ak Parti Beykoz ilçe teşkilatı mensuplarına. Hepimiz Hanefi Bey’in aday gösterilme ihtimalinin teşkilat ve halkın bir bölümü tarafından ne kadar kuvvetle muhtemel görüldüğünü biliyoruz. Günün getirdiği beklediklerinden farklı olmuştur, bunda bir beis olamaz. Ancak, günün neredeyse her saatinde Beykoz’un farklı bir köşesinde birilerine sarılma telaşı içinde olan Sayın Aydın’la çekilmiş öz çekimlere ‘en güzel öz çekim’ notunun düşülmesini siyaseten nahoş bulduğumu söylemeden geçemem. İlçe yönetimi olarak üzerlerine düşen elbette gösterilen adayın sonuna kadar arkasında olmalarıdır ancak bunu ‘buldumcuk’ tavırlarına bezeyerek, ‘zaten bundan iyisi olamazdı’ havaları yaratmalarını da, ben şahsen yine siyasetin kaygan zeminine borçlu olduğumuzu düşünüyorum(!).

Gelelim bir başka serzenişime. Beykoz da üç dönem belediye başkanlığı yapmış Sayın Yücel Çelikbilek’i her platformda ölümüne eleştirdiğimi beni tanıyan herkes bilir. Buna rağmen, Sayın Aydın’ın Beykoz’a dair ilk sloganının ‘beş yılda on beş yıllık hizmet’ oluşunu esefle kınıyorum. Beş yılda neden 10 ya da 20 yıllık değil de 15 yıllık hizmet? Çünkü Sayın Çelikbilek’in görev süresi 15 yıl. Bu; alt metni kibir kokan sloganı kendilerine yakıştırdıklarına(!) göre bir bildikleri vardır diyerek buraya da bir nokta koyuyorum.

Bir başka serzenişim yerel basınımıza! Murat Aydın Bey’i gölgesi misali takip etmeleri işleri gereği, buna bir sözüm olamaz. Lakin asıl bize vermeleri gereken haber bundan çok daha fazlası olmalıydı. Mesela ben bir köşe yazarı değil de muhabir olsaydım kalkar Zeytinburnu’na gider, rastgele sokaklara dalar, kahvehanelere girer vatandaşlarla tebdili niyet sohbet ederdim. Sayın Aydın’ı kayıt dışı bir şekilde onlardan dinlerdim. Eminim değerli pek çok done bu yolla elde edilebilirdi. Bu da yine es geçildi…

Gelelim asıl konuma… Efendim gezdiniz, dolaştınız, yiyorsunuz, içiyorsunuz, sarılmadığınız pek bir Beykozlu kalmadı, bisikletleri çıkardık kömürlüklerden, Sayın Cumhurbaşkanımızdan da icazetiniz var; bunların hepsini iyice belledik. Belledik de siz artık bir dile gelseniz de şu başlığını attığınız kompozisyonun hiç değilse ‘giriş’ paragrafını bir dillendirseniz! Anladık; hizmet edeceksiniz, anladık imar sorununu çözeceksiniz! De… Ne şekilde çözeceğinizi bir söyleseniz, biz de razı olma durumumuza göre oy hakkımızı kullansak! Bir şehir efsanesidir salıverdiniz ortalığa, rüzgârına da kattınız zannediyorsunuz herkesi de, o iş pek öyle değil. Bizler burada her taşın yerini de altını da iyi biliriz. Siz hangi taşı nereye koymayı planladığınızı bir deyiverin hele! Bakalım biz yerlerini beğenecek miyiz sizin taşlarınızın. Eğri oturup doğru konuşmak gerek, Sayın Cumhurbaşkanımızla Sayın Çelikbilek’in gönül ve de vefa bağını hepimiz iyi biliriz. Aslına bakacak olursanız zamanında Sayın Çelikbilek’te bu sorunu çözmeye niyetlenmedi değil! Ancak onun çözüm yolu tam anlamıyla hep of the record ortamlarda dillendirildi. Bizlerin de bu sohbetlerin bir parçası olduğumuz, etik olmaz diye ortalara atmadığımız, ortalara atılsa infiale yol açacak söylemler de yok değildi. Onlar kapalı kapılar arkasında kaldı, gitti.  Çünkü Sayın Çelikbilek (beğensek de beğenmesek de) Beykozluya rağmen diyerek o adımı atmadı. Aslında siyaseten size en büyük kıyağı da yine kendileri yaptı. Aksi halde sizin bugün damdan düşer gibi Beykoz’a gelişinizde elinizde böyle güçlü bir argüman bulunmayacaktı. Size altın tepside sunduğu bu fırsat karşılığında ilk sloganınızın nahoşluğu bir kez daha dikkatinizi çekmiştir umarım. Şimdi… Sizin artık Beykozlulara sarılmaktan bir adım öteye geçmenizin zamanı geldi geçiyor. Artık şu seçim vaatlerinizi bir anlatmaya başlasanız, meşhur imar sorununa getirdiğiniz çözüm stratejinizi bir de bizimle paylaşsanız! Beykozlu herkes Beykoz’da kalmaya devam edebilecek mi, Tokatköy’de yerinde dönüşüm gerçekleşebilecek mi, Çavuşbaşı halkı artık bahçesine hiç değilse bir müştemilat olsun yapabilecek mi, sizin projelerinizde bir anlatıverseniz mesela! Mesela Beykoz, kalburüstü şahıslar ve de firmalar için bakir bir maden mi olacak yoksa Beykozlular için yine kendilerine ait, daha düzenli tertipli hale getirilmiş, hak ettiği gibi İstanbul’un şirin ve de müstesna mahallelerine sahip şekilde yaşamaya devam mı edecek? Beykoz beş yılda on beş yıllık güzelleşmeye mi şahitlik edecek, yoksa birileri beş yılda on beş yılda kazanamayacağı paraları mı kazanacak? Efendim demem o ki şu ağzınızdaki baklayı bir çıkarsanız artık! Bu kompozisyonun; sizin anlatacağınız bir ‘giriş’ , bir ‘gelişme’ bölümü var daha; hani hiç başlamadığınız! Biz bu giriş-gelişmeye göre 31 Mart’ta bir sonuç yazacağız da merakımız ondan.

Son bir not düşmek isterim buraya, Beykoz halkı halen daha muhafazakâr yaşayan, mahalle kültürüne sıkı sıkıya bağlı bir halktır. Beykoz halkının sol kesimi bile muhafazakârdır. Yani burada herkes bilir ki; kurbanlık koyunun bile boynu kesilmeden evvel önce başı okşanır. Ben derim ki siz şu sarılmalarınıza biraz ara verin de malum kürsüye geçip, bize lazım olanları bir anlatmaya başlayın artık.

Gelenin gideni aratmaması dualarıyla…

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...