Reklam
Beykoz Riva yolunda otostop çeken çocuklar… Kazıkçı gözlemeciler!

Beykoz Riva yolunda otostop çeken çocuklar… Kazıkçı gözlemeciler!

Yeni Şafak Yazarı Faruk Aksoy, Beykoz Riva yolunda otostop çeken çocuklar ile yol kenarındaki gözlemecileri kaleme aldı.

Geçtiğimiz hafta gezi amaçlı Beykoz Riva’ya gelen Yeni Şafak Yazarı Faruk Aksoy, otostop çeken futbolcular ile yol kenarındaki gözlemecileri kaleme aldı. Otostop çekmek zorunda bırakılan çocukların başına bir şey gelse hesabını kim verecek diye soran Aksoy, yol kenarında gözleme satan kadına da seslenerek “Dört tane gözleme 75 lira etmez. Turistim ben turist, gelmem bir daha Riva’ya” ifadelerini kullandı. 

Yeni Şafak Yazarı Faruk Aksoy’un bugün kaleme aldığı “Beykoz Riva yolunda otostop çeken futbolcular…” isimli yazısı şöyle;

Geçen hafta Riva’ya gittim, öylesine gittim, dağ, bayır dolaşmaya, hava almaya.

Deniz kenarına indim, başıboş köpeklerle oynaştım, kumda yürüdüm, denize baktım.

Çocukluğumdan beri, terk edilmiş sahil kasabalarına tutkuluyumdur, ne de olsa Sait Faik’in hemşerisiyiz.

O kimsesizliğe, o aylaklığa bayılırım.

Kış aylarında “herkesten geriye kalan hiçbir şeyi” sahil kasabalarında hissederim.

En iyi orada hissederim…

Yazlık afişlerin soluk renklerini, hüsranla biten aşklardan geriye kalan sosyalizmi, sahildeki paslanmış voleybol direklerini, ücretsiz otoparkları, ilkbahardan beri ayılamamış iki emekliyi…

Terk edilmiş sahil kasabalarında hissederim.

İşte bunların hepsi “her şeyden geriye kalan hiçbir şeydir” benim için.

Neyse, hikâye uzun, ya da uzun hikâye…

Epey bir vakit sonra geri döndüm, yavaş yavaş, etrafı seyrede seyrede.

Milli takım tesislerine yaklaştım.

Tesislerin biraz ilerisinde…

Önce birkaç genç, yaşları on üç, belki on dört…

El ediyorlar, bildiğiniz otostop çekiyorlar.

Üzerlerinde eşofman…

Yirmi metre ileride birkaç tane daha, biraz ileride birkaç tane daha…

Yolun kenarına dizilmişler, üçerli, beşerli gruplar halinde, gelene gecene otostop çekiyorlar.

Bir ara durmaya niyetlendim, vazgeçtim.

Çocukları geçtikten sonra geri dönüp fotoğraflarını çekeyim, şunlarla bir konuşayım, dedim.

Onu da yapmadım.

Bizim gazeteden, spor servisinden Ergin Aslan’ı aradım.

“Durum böyle böyle, bu çocukların üzerinde eşofman var, muhtemelen idmandan çıktılar, yol kenarında otostop çekiyorlar, spor lisesinin öğrencileri mi, milli takım oyuncalı mı, bilmiyorum, bundan haberiniz var mı, bu işe bir bakar mısınız?” dedim.

“Öğreniriz abi” dedi, kapattık, daha da konuşmadık.

O çocuklar kimdi, yolun kenarında ne arıyorlardı, hâlâ bilmiyorum.

Tarih, yer ve saat vereyim, belki yetkililer bir açıklama yaparlar, öğreniriz.

Geçen hafta salı günü, saat 15.00 civarı, Riva’daki milli takım tesislerinin Beykoz yönüne doğru yüz metre ilerisi.

Konum, koordinat, zaman bu, güvenlik kameralarına baksınlar, görecekler.

Çocukları görünce yavaşlayan beyaz araba da benim.

Ya arkadaş…

Kim, hangi kulübü, hangi kurumu, hangi kuruluşu, hangi şehri yönetiyorsa yönetsin, vallahi bir lafımız yok.

Bir önyargımız, bir hasetliğimiz, alıp veremediğimiz yok…

Zengin düşmanı, mal mülk düşmanı değiliz.

Kim yönetiyorsa yönetsin de iyi yönetsin, hakkını versin, doğru işler yapsın.

O çocukların Türk Milli Takımı ile bir ilişkisi olmasa bile, o tesislerden birisi çıkacak, duruma müdahale edecek.

Binaların önünde devletin en az on tane arabası duruyor, birisi çıkacak ve iki dakikada sorunu çözecek, uygar insanlara yakışır bir tavır gösterecek, bu olay yaşanmayacak.

Böyle bir bilinç olacak…

Koskoca Türk Milli Takımı’nın tesislerinin önünde çocuk yaştaki sporcular otostop çeker mi?

Böyle şey olur mu?

Bir kaza olsa, bir manyak ikisini arabaya alsa, bilmem ne olsa, ne olacak?

Kim verecek hesabını?

Neymiş…

Lucescu, milli takımdan ayrılmış, Şenol Güneş geliyormuş, yeni bir dönem başlıyormuş, falanmış filanmış!..

Geçelim…

Bu kafayla hiçbir şey olmaz, olamaz.

Fener, deplasmana çıkıyor, Saraçoğlu on beş gün boş, PAF takım maçını Dereağzı’nda oynuyor.

Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon, ötekiler, hepsi, hepsi aynı…

Yahu bu statları mezara mı götüreceksiniz, açsanıza, çocuklar oynasın ya, mini derbiler oynansın ya, tribünlere bakıp hayal kursunlar ya.

Bunları düşünemiyor musunuz?

Zemin bozuluyormuş, yesinler zemininizi…

Her sene Şampiyonlar Liginde, UEFA’da kötü zeminler yüzünden nal topluyorsunuz, aman koruyun zeminlerini, sizin zemininiz bozulmasın, gerisi önemli değil.

Halı sahada topçu yetiştir, otostopla eve yolla, gün aşırı teknik direktör değiştir, sonra da çuvalla tazminat öde.

Hepinizi ayakta alkışlıyorum, bravo, bravo…

Haa, bu arada…

Riva yolundan bir not daha, söylemezsem içimde kalır.

Yol kenarındaki gözlemeci abla…

İyisin, hoşsun, ablamsın, yüzüne söylemedim, şevkin kırılmasın istedim, fakat buradan söyleyeyim.

Hem nasıl olsa okumayacaksın…

Dört tane gözleme 75 lira etmez.

Turistim ben turist, gelmem bir daha Riva’ya.

Haberin olsun…

YORUMLAR...