Reklam
Reklam
Özer Güneş

Onsuz Geçen On Yıl

Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının üzerinden; 10 koca yıl, 120 ay, 521 hafta, 3650 gün geçti… Allah şehitlerimize rahmet eylesin mekânları cennet olsun.

Onsuz geçen on yıl bize Muhsin başkanı unutturmadı bilakis ona olan sevgi saygı ve muhabbetimiz, onun yokluğunda  ülkemizin geldiği noktaya baktığımızda daha çok hissedilir oldu.

Şehadetin üzerinden on yıl geçmiş olmasına rağmen olayın üzerindeki suikaste olduğuna yönelik güçlü şüpheler ortadan kaldırılamamışken; hala Sivas’ta mitingde “kardeşim Yazıcıoğlu’nu rahmetle anıyorum” ya da İstanbul’da Sivaslı’larla buluşmada “bu seçim Yazıcıoğlu içinde sandığa gideceksiniz” demekle olmuyor.

Kardeşliğin gereği,hiç olmazsa Cemal Kaşıkçı cinayetinin aydınlatılmasına gösterdiğiniz hassasiyetin onda birini göstermekle olur.

Bakın Gülefer Yazıcıoğlu ne diyor “Buradan ülkeyi yönetenlere sesleniyorum; Kardeşim demekle kardeş olunmuyor. Seçimden seçime hatırlanan kardeşliği asla kabul etmiyorum. Bir an önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun size yaptığı kardeşliğin aynısını bekliyorum. Sizler Muhsin Yazıcıoğlu’nun size nasıl bir kardeşlik yaptığını benden daha iyi biliyorsunuz. Sizler dile getiriyorsunuz bunu. Onun içinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaptığı din kardeşliğinin aynısını bir an önce bizlere teslim edin lütfen..!”

Sizler canınız istediği ve tatlı canlarınız yandığı zaman bir gecede kural, kanun, teâmül vs. tanımaksızın neleri yapabildiğinizi gördük!

Lakin verdiğiniz sözleri tutmadığınızı, üzerinize başınıza bulaşan olumsuzluklar olduğunda üç maymunu oynadığınızı da gördük!

Memleket yerel seçime giderken, siyaset arenası  toz duman olmuşken, toplumsal kutuplaşma hiç olmadığı kadar artmış durumda iken; hala meydanlarda bir nefret dili var ve alabildiğine karalama ve hakaretler  havada uçuşuyor!

Bu “ya bizimlesin yada bölücülerle birliktesiniz” gibi milleti ikiye bölen tehlikeli söylemlerden kaçınmayan bir zihniyet var. 

Oysa Muhsin Başkan hiç bunlara benzemiyordu son Çağlayancerit konuşması bile herkese özellikle siyasilere ders gibiydi...

Meydandaki  ve televizyon başında kendini dinleyenlere şöyle sesleniyordu: “bakın seçimler gelir geçer bu seçimde gidecek sizler yarın komşu olarak akraba olarak kalmaya devam edeceksiniz... Söylediğiniz sözler yarın birbirinizin yüzüne bakmayı engelleyecek şekilde olmasın, birbirinize selam verebilecek kadar aranızda nezaket  mesafesi bırakın” diyordu.

Bugün dava sürecinde gelinen noktada maalesef Muhsin Yazıcıoğlu dava dosyasının  açıklığa ve sonuca kavuşturulmaması için bazı odaklar hala süreci akamete uğratmaya çalışıyor.

Gelinen aşamada bu ülkede en büyük sorunun “Adalet” mekanizmasının yozlaşması olduğunu, bu müessese yozlaşınca zincirleme olarak tüm değerlerin sırayla yozlaştığı bir gerçek…

Yaşadığımız bu süreçten sonra hiç kimse bana Türkiye’de adalet var diyemez, beni inandıramaz. Biz bu adaleti kendimiz için değil Türkiye için istedik. Türkiye’de bir daha böyle vahim olaylar gerçekleşmesin diye istedik. Ama bu dosya üzerinde alaka ve hassasiyetini kaybeden odaklar ne yaptılar? Gerçeklerin üstünü örttükçe sorunun ortadan kalkacağını sandılar...

Şehitlerin hukuku önce karla altında kaldı, şimdi ise güç ve otoritenin verdiği imkan ve avantajların gölgesi altında!

Ülkenin içine düştüğü durumları ve hükümetin dış müdahaleye açık yürüttüğü projelerin doğurduğu kaygılar, boşluğu doldurulamayan Muhsin Yazıcıoğlu’nun kadrini ve kıymetini her geçen gün biraz daha arttırmanın yanında; demek ki boşuna öldürülmemiş ve öldürülmesine üzülmüş gibi yapıp boşuna sessiz kalınmamış gibi manidar tepki ve tespitleri arttırmıştır.

Böyle bir şahsiyetin aziz hatırasını kimsenin şahsi emellerine alet etmeye hakkı yoktur!

Bugün şahsi menfaat ve emelleri için bir gecede “devlet” denen organizasyonu iğdiş edenler; yargıyı, istihbari ve inzibati tüm kurumları yeniden dizayn edenler, maalesef bu yiğide, şehadeti sonrası göstermeleri gereken alaka ve hassasiyeti göstermediler…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu  dilediklerince istismar ediyorlar ama ‘Muhsin Yazıcıoğlu’nun Şehadet Süreci’nin aydınlatılması için elinizde imkân olduğu halde neleri yapmadınız?’sorusuna cevap veremiyorlar.

Neleri yapmadıklarını bizler iyi biliyoruz ama neleri yaptıklarını size özetleyeyim:

Davaya takipsizlik veren savcı ödüllendirilerek başsavcı yaptılar! Takipsizlik kararını bozan başsavcıyı tenzili rütbe ederek düz savcı yaptılar! Takipsizlik kararını kaldıran mahkeme başkanını tenzili rütbe ederek normal hâkim yaptılar! Helikopterden parçaları söken ve olay mahallindeki delilleri karartan 9 tutuklu keçinin dokuzunu da serbest bıraktılar!

Olayla alakalı idari mevkide bulunan ihmalleri sabit bürokratların adli ve idari soruşturmaları layıkıyla yapılmasına mani oldular!

Buradan siyasi iktidara sesleniyorum: Haklı-haksız, güçlü-güçsüz denklemi içerisinde kim güçlü ise o haklı gibi görünebilir. Eğer sahip olduğunuz iktidar avantajlarına ve gücüne bir sınır çizmezseniz, oyunun kurallarını beğenmeyince oyunu değiştirmek yerine kural koymaya kalkarsanız, sahip olduğunuz güç ve otorite bir gün sizi esir edebilir!

İşte o zaman size bugün üzerini örttüğünüz; ‘adalet’, ‘vefa’ gibi değerler, size en çok lazım olanların başında gelir!

Davanın üzerinden on yıl geçmesine rağmen hala sonuçlanmaması çok vahim gelinen noktada devletin itibarı hala karlar altında olmasına rağmen biz Alperenlerin yüreği hala yanıyor unutmayınki bizim bu sistemden bir Muhsin Yazıcıoğlu alacağımız var.

Zamanı gelince bu sürecin adil bir şekilde yürütüleceğinden ve üzeri örtülmeye çalışılan gerçekler ile adalet arasında tüm engellerin ortadan kaldırılacağından kimsenin kuşkusu olmasın!

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...