Reklam
Reklam
Sueda Muradoğlu

Yolunu şaşıranlara ithafen!

Evet, yolunu şaşıranlara ithafen kaleme alınmıştır bu yazı! Ak Parti içinde bulunup, 13 yıldır kelimenin tam anlamıyla içinde bulunduğu toplulukla varolmuş, olduğu yerden soyutlasanız üzerinde tek bir vasıf kalmayacak ‘sözde’ vasıflılara ithaf olunmuştur…

Ve ithaf olunmuştur; yola çıkanın ne üzere yola çıktığını unutup, saltanatın enaniyetin peşine düşenlere…

……..

Dünya siyaset tarihinde bulunduğu coğrafyanın kaderinde dönüm noktası olan liderler var olmuştur. Bu liderler genellikle zorlu, bazen ibret alınacak, hatta bazen trajik hayat hikâyelerine sahip olmuşlardır. Böyle bir misyona sahip olmak bazı durumlarda ise maalesef ağır bedeller ödemeyi gerektirmiştir. Bu liderlerin karakterlerini şöyle bir incelediğimizde ön plana çıkan ortak noktalar olduğunu görürüz; cesaret, metanet, gözü karalık, kitleleri arkalarında sürükleyebilecek bir karizma, yüksek hitabet yeteneği…

Koşullar her ne sunarsa sunsun tüm dünyada ses getirmiş büyük bir liderle aynı yüzyılı paylaşmak büyük bir şans olsa gerek; bir tarihe tanıklık etmek… Mesela Malcolm X’ le aynı dönemde yaşayan insanlar oldukça şanslıydı bence! Ya da Büyük İskender, Napolyon, Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman,  Recep Tayyip Erdoğan’ la aynı yüzyılda yaşayanlar...

….

21. yüzyılın hiç şüphesiz ki en etkili liderlerinden biridir; Recep Tayyip Erdoğan! Aslen Rize’lidir. 26 Şubat 1954 tarihinde İstanbul Kasımpaşa’da doğmuştur. 1965 yılında Kasımpaşa Piyale ilkokulunu, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip lisesini bitirmiştir. 1981 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden mezun olmuştur. Gençlik yıllarında futbolla ilgilenmiş ancak bu ilgisi babası tarafından destek görmediği için futbol hayatı pek uzun sürmemiştir. Daha ilk gençlik yıllarının başından itibaren sosyal hayatın içinde aktif olarak yer almıştır. Milli Selamet Partisi yıllarında İstanbul gençlik kolları başkanlığı yapar. Gerçek anlamda siyasete girişi ise Refah Partisi ile olur.  Oldukça zeki, idealist, saygılı, dürüst bir gençtir. Sahip olduğu bu güzel hasletler sebebiyledir ki, içine girdiği tüm siyasi ve sosyal çevrelerde dikkat çekmeyi ve kabul görmeyi başarır. İyi bir dost, arkadaş meclislerinin aranan bir yüzüdür.

…..

TAMAM İNŞAALLAH…

Muhafazakar sağ kesimin kaderinde bir dönüm noktası olacaktır Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasete girişi. Üstün feraseti sayesinde o güne kadar bir türlü gür çıkamamış olan muhafazakar sağların sesi artık meydanlarda duyulmaya başlayacaktır. Hatta diyebiliriz ki, Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihini yaza kalem artık el değiştirecektir.

İlk günden başlayacaktır, tüm siyasi hayatı boyunca değişmeyecek olan; SEVGİ, HOŞGÖRÜ, BARIŞ ve KARDEŞLİK dolu mesajları…  ‘Bir olacağız, beraber olacağız, diri olacağız’ diyecektir…  Ve tarih tanıklık edecektir;  ‘vefa’yı dilinden hiç düşürmeyişine! Siyasi hayatı boyunca pek çok asılsız ithama maruz kalmıştır! Lakin kimse O’nu hiçbir tarihte vefasızlıkla itham edememiştir. Yıllardır en çok vefasıyla anılan Erdoğan, her daim vefasıyla anılacaktır.

….

Siyasi hayata adım attığı ilk günden itibaren pek çok zorlukla karşılaştığı doğrudur Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın. Ama yine doğrudur ki; ilk yıllardan itibaren seveni ve kendisine inananları da katlanarak artmıştır. Milletin büyük bir kesimi için hak ettiği ve inandığı gibi yaşayabileceği günlerin anahtarıdır Sayın Erdoğan. Bundandır büyük bir sevgi, derin bir teveccüh görür. Elbette bu büyük yankı için ödenecek bedeller de gün be gün su yüzüne çıkmaya başlayacaktır.

……

BU ŞARKI BURADA BİTMEZ…

1989 yılı belediye seçimleri sonuçlarına yaptığı itiraz sırasında sarf etmiş olduğu bir cümle ilk mahkumiyetinin  ‘sözde’ sebebi olacaktır.  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında bir toplantı esnasında Cumhuriyet şairlerinden Ziya Gökalp’a ait bir şiiri okuması ise ikinci mahkumiyetine... Bu öyle bir mahkumiyetti ki; ömür boyu siyasetten men cezasını da beraberinde getirmiştir. Günümüzde sesleri bir hayli gür çıkan aydınların (!)  seslerinin o günlerde hiç çıkmamasını, bu mahkumiyeti nerdeyse sevinerek karşılamalarını ise tarih elbette not etmiştir! Bugün yakın tarihimize şöyle bir göz attığımızda net bir şekilde görebiliyoruz ki; o gün Sayın Erdoğan’ı mahkum edenler Türkiye’yi aslında karanlığa gömmek isteyenlerdi. Aydınlığın kıvılcımının kimde olduğunu sanırız fark etmişlerdi.

‘Devletime kırgın değilim’ diyecekti cezaevinin kapısından girerken koca yürekli UZUN ADAM…

Parmaklıklar ardında olduğu günlerde eksilmedi aksine ziyadesiyle arttı Erdoğan sevgisi. Sonrasında ‘sadece bir süre dinlendim’ şeklinde nitelendirdiği cezaevi günlerinde ise elbette boş durmayacaktı. İlerisi için, ülkesi ve milleti için izleyeceği yol haritası üzerinde çalışacaktı.

….

ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK…

14 Ağustos 2001 günü saat 11:00 da Ankara Bilkent Oteli’nde Türkiye’nin 39. Partisi olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK PARTİ) kurulduğu ilan edildi. Hakkındaki tüm asılsız  iddialara seviyeli bir şekilde cevap verdiği tarihi konuşması 45 dakika sürüdü Sayın Erdoğan’ın.  Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı!

‘Çıktığımız yol üç günlük bir hevesin yolu değildir’ diyordu Erdoğan…

3 Kasım 2002’de yapılan genel seçimler, Türk siyaset tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. AK PARTİ tek başına iktidar olmaya hak kazanmış, Türkiye 15 yıl aradan sonra tekrar tek partili iktidar dönemine girmiştir.

….

Partisinin tek başına iktidar olduğu 3 Kasım 2002 tarihinde siyasi yasağı devam etmekteydi  Sayın Erdoğan’ın. Tam 1628 gün sürdü bu yasak. Çilelerle, hakkında açılan davalar, asılsız iddialarla mücadele ederek ama asla ümitsizliğe kapılmayarak geçen 1628 gün!

Elbet bitecekti ve bitti cezaevi günleri. Ama parmaklıkların hangi tarafında olursa olsun çile ve çıktığı kutlu yolu engelleme çabaları peşini bırakmayacaktı.  Partisinin başına geçtiği günden itibaren türlü siyasi ve kirli oyunla mücadele etmek zorunda kaldı. Kapatma davaları açıldı partisine! Muhtıralar verildi! …  O ise tüm bu süreçler boyunca bir gün bile pes etmeden halkına daima umut verdi, kararlı ve dik duruşunu bir tek gün bile bozmadı.

……

ONE MİNUTE…

Halkın içinden biridir Recep Tayyip Erdoğan, Rize’lidir.  Orada doğmamış, orada büyümemiştir ama Karadeniz gibidir! Güçlüdür, dirayetlidir; asla pes etmez. Gün gelir en durgun sular kadar sakin, vakur; gün gelir en hırçın dalgalardan bile daha hırçın daha keskindir! Kararlıdır; gözünü budaktan sakınmaz! Tüm dünyanın gözleri önünde ‘one minute’ derken de sakınmamıştır. Tüm dünyayı yönettiğini zanneden liderlere asrın dersini vermiştir: DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR, derken!

Dünyanın çok büyük bir kısmının ‘gururla’ , bir kısmının ise endişeyle (!) takip ettiği bu süreçlerdendir; başta Orta Doğu olmak üzere tüm İslam coğrafyaları için umut olmuştur Sayın Erdoğan. Evet çok büyük zorluklarla mücadele etmesi gerekmiştir ve de etmektedir. Cumhurbaşkanı olduktan sonra da bu durum değişmemiştir. Bir dünya lideri olduğu tüm dünya tarafından kabul görmüş, rüştünü defalarca ispat etmiştir. Tüm bunlara rağmen gün gelmiş en yakınındakiler tarafından kurulmuş hain planlar içinde bulmuştur kendini.  Gazze de, Mavi Marmara’da, Mescid-i Aksa’da tüm dünya Müslümanlarına sahip çıkmış, ancak ne büyük ihanettir ki gün gelmiş kendi ülkesinde, aynı dini paylaştığı vatandaşları tarafından ihanete uğramıştır.

15 Temmuz kalkışması,  Recep Tayyip ERDOĞAN ve O’nun nezdinde tüm Türk milletine yapılmış en kalleş ve aşağılık ihanet olarak Türk siyaset tarihine yazılmıştır. Başkomutanlığın gerçekte ne demek olduğunu gösterecektir bir gece bir telefonun ucundan Recep Tayyip ERDOĞAN! Halkına birkaç dakikalık bir telefon bağlantısı ile seslenecek ve bu kısacık seslenme ile tüm halkını sokaklara, meydanlara çıkaracaktır.

‘SİZ DİK DURUN! BİZ ÖLÜMÜNE ÖLÜMÜNE…’ dediğinde verdiği mesaj son derece açıktı Başkomutan’ın. Elbette gereği yapılacaktı! Sokaklara çıkılacak, can değil ‘vatan’ düşünülecek, mermilere,  bombalara göğüsler siper edilecek, tankların önüne yatılacaktı!  ‘İŞTE ÇİĞNETMEDİ NAMUSUNU ÇİĞNETMEYECEK’ diyen Mehmed Akif’e selam edilecekti boğaz köprüsünden! Teslim edilmeyecekti seçilmiş Başkomutan!  Ve bir daha darağacı görmeyecekti bu vatan!

O değil mi ki son dinin hiçbir ferdini, dünyanın hiçbir mazlumunu dinine, mezhebine,  ırkına, diline bakmaksızın kollamıştı,  yok saymamıştı,  nerede zulüm gördüyse el uzatmıştı! Elbette günü geldiğinde halkı da O’nu bedeniyle, canıyla koruyacaktı, davasına sahip çıkacaktı…

Başka ihanet göstermesin Allah…

……

YÜRÜYECEKSİN MİLLET YÜRÜYECEK ARKANDAN…

Halkın içinden biridir Recep Tayyip Erdoğan.  Bu sebepledir ki, halkı onu asla yalnız bırakmamıştır, bırakmayacaktır.  ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ cümlesi Türk milleti tarafından bir manifesto olarak yazılmıştır Başkomutan’ına! Asla da yalnız bırakılmamıştır.

…..

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 12. Cumhurbaşkanı ve dahi Başkomutanı olarak siyasi hayatına başarıyla devam etmektedir.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...