Reklam
Erdoğan Coşkun Çap

Beykoz bürokrasiye mahkûm

Değerli dostlar;

Beykoz ‘’İçi seni dışı beni yakar’’ misali, görenleri büyüleyen, tarifsiz güzel ve sakin bir şehir. Fakat bir o kadarda sorunlar yumağı.

Çalışan fabrikaların kapanmaması için, sendikacısı işçisi, siyasetçisi inanılmaz bir direnç gösterdi. Fakat Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. Konjektör Boğazda sanayi istemiyordu.  Dün sanayinin suyollarına yakın olması avantajken, bugün ulaşım alternatifleri artınca, dezavantaja dönüştü. Süreç, Haliçle başladı, Kireç burnu, İstinye, Beykoz olarak devam etti.

Kapanmaması için harcanan enerji, dönüşmesi için harcansaydı. Bu tesisler 15 yıldır atıl bir halde olmazdı sanırım. Aynı direnç kentsel dönüşüm içinde gösteriliyor, Rüzgarlıbahçe örneği 5. Dönem belediye başkanı Sayın Muharrem ERGÜL projeyi başlattı ancak gelen tepkiler sebebiyle vazgeçti. Fabrikalar için söylenen slogan kapattırmayız. Kentsel dönüşüm içinde yıktırmayız.

21. yüzyılda yeni şeyler söylemek lazım. Kapattırmayacağız, yıktırmayacağız eyvallah, ancak, dönüştüreceğiz. Çağa uygun dönüşüme ve gelişime açık olacağız. Buna mecburuz. Siyaset oy kaygısıyla günü kurtarmanın, bürokrasi yetki kaptırmanın telaşında. Bu kısır döngü iş üretmez.

Bürokraside şöyle bir söz var, iş yaparsan hata yaparsın, hata yaparsan terfi edemezsin, onun için iş yapma, hatada yapma terfi et. Siyaset hedef belirleyecek, bürokrasi hedefe uygun proje üretecek.

Bürokrasi devletle, milletin arasında, köprü vazifesi yapmakla görevlidir. Bizdeyse, devletle milletin arasında aşılmaz bir duvardır.

Kanun koyucu, yani, siyaset kurumu yasa metnini yazıyor. Yönetmeliği, genelge, teknik detayı, bürokrasi yazıyor. Kanun metninde sorunu çözdüğüne inanan siyaset kurumu, yönetmelik çıkınca dumura uğruyor. Değiştirmeye kalkınca da, önüne teknik mevzuat duvarı konulup, eli kolu bağlanıyor.

Ne garip değil mi dostlar,

Mevzuat hazretleri, 2 asırdır başımıza sultan olmuş. Kapattırmayız, yıktırmayız diye direnen, vatandaşa mevzuat hazretleri alternatif bir yol sunsa, devlet millet kavgası sona ermez mi?

Seçilmiş bir siyasetçiyi kapısında bekletmekten haz alan, onu teknik detayların içinde boğarak, iş bilmez konumuna sokmaktan, imtina etmeyen Bürokrasi. Millete nasıl bir muamelede bulunuyordur acaba.

Kanun koyucu 2-B arazileri üzerindeki kullanıcılara satış yoluyla devredilecek, metnini yasalaştırıp meclisten geçirdi, geçirmesi nede hey hat gel gör ki, teknik detay, yönetmelik, mevzuat hazretleri, duruma el koydu.

Üç tane Emlakçıya görüş sorup, rayiç bedel belirleyen, hazine bürokratları, mevcut şartları, yerel değerleri, imar durumunu, sosyoekonomik, sosyokültürel, kıstaslardan uzak, masa başı rayiç bedel sendromu.

Allah aşkına, siz Kraldan daha çok, Kralcı olmaya, zorlayan bir sebep mi var?

Beykoz, her zaman olduğu gibi bürokrasinin mahkûmu.

Mevzuat hazretleri Ortaçesme Meydanı’nın düzenlenmesine aylardır engel oluyor.

Birde bazı seçilmişler, mevzuat hazretleri yetmezmiş gibi, vatandaşa, üzerinde oturduğu arsaların satışı yapıldığı için, Beykoz belediyesini mahkemeye vermiş. Sebep Milletin derdini neden çözdün.

Kör dövüşü yıllardır devam ediyor. Sorunlar gelecek kuşaklara intikal edecek gibi görünüyor. Umarım Aklıselim galip gelir. Millet Devletine, Devlet Milletine güvenir. Vatandaşın beyanı noter siz doğru kabul edilir.

Evet, bir de noter hazretlerimiz var, Milletle Devletin arasında, doğrucu başı, o, onaylarsa doğru onaylamazsa yanlış.

Merhum, Turgut ÖZAL döneminde, tapu tahsis belgeleri verildi. Bir kısım tapusunu aldı. Anayasa mahkemesi mevzuat gereği iptal edince, belgeler kâğıt parçasına dönüştü.

Yazmakla bitmez. Bürokrasi, mevzuat hazretlerinin Beykoz’a Beykozluya çektirdikleri. Masa başında, Bürokrat hazretlerinin çizmiş olduğu planlar. Anayasada, mülkiyet hakkı güvencesi, olmasına rağmen, hiç bir şey ifade etmemektedir. Yasayla kabul edilen, yönetmelikle kaldırılıyor. Yönetmelikle kabul edilen, genelgeyle reddediliyor. Ne yaman çelişki.

Değerli dostlar;

Unutmayalım, bu bürokratik oligarşiyi, mevzuat hazretlerini, hazırlayan Hüseyin Avni Paşa’nın (Eşekçi Mustafa’nın oğlu) Avrupa’dan getirdiği devşirmeleridir.

Bu anlayış, Sağcısına, Solcusuna, Dindarına, Laik ‘ine, hepsine sirayet etmiş. Üst düzey bürokrat olan, değerli bir ağabeyim. Atamış olduğu, bürokratlarla zaman zaman sorun yaşıyordu.

 İş öğrettikleri, koltuğa oturduktan sonra, işi en iyi bilen oluyordu. Bu durumu şöyle analiz etmişti. Atama yaptığım insanlar, koltuğa oturunca, beyinleriyle değilde, koltuğa temas eden organıyla hareket ediyor.

Maalesef, koltuğa oturduğumuzda, beynimizle değil, koltuğa temas eden organımızla, hareket ediyoruz. Yazık!

Bu işin dönüşmesi, uzun zaman alır, birkaç kuşak, bu anlayış hâkimiyetini devam ettirecek gibi.

Beykoz’a Beykozluya sabretmek düşüyor.

Yasalar değil, zihniyet değişmeli, tüm kurum ve kuruluşlarda. Bu da eğitimle olur, fıtrata uygun, eğitim modeliyle.

Görelim Mevla neyler

Neylerse güzel eyler.

Kalın sağlıcakla…

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...