Reklam
Beykoz'un gururu genç tiyatrocu!

Beykoz'un gururu genç tiyatrocu!

Beykoz’da tiyatroyu seven ve yeteneklerini keşfetme mücadelesi veren genç sayısı günden güne artıyor.

27 Mart’ta “Dünya Tiyatrolar Günü”nü kutladık. Bu vesileyle, sizlere Beykoz’un gururu genç bir tiyatrocuyu tanıtalım istedik.

Beykoz’da tiyatroyu seven ve yeteneklerini keşfetme mücadelesi veren genç sayısı günden güne artıyor. Beykoz Güncel Haber olarak gençlerimize bu alanda başarılı olmuş bir büyüklerini tanıtalım ve onları bu şekilde şevklendirelim istedik. Zira, Şehir Tiyatrolarında oyuncu olmak, üstelik de bir “yönetmen” adayı olmak hiç de kolay değil!

Tanıtacağımız bu örnek gencin adı: Göksel Arslan. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oyuncu ve aynı zamanda “Yönetmen Yardımcısı.” 1981 yılında Almanya’nın Köln şehrinde dünyaya geldi, ancak 3- 4 yaşlarından itibaren Beykoz’un Boğaz havasını solumakta! Ortaöğrenimini Hacı Numan’da tamamlayan Arslan, lise eğitimini de Haydarpaşa Teknik Lisesi’nde aldı. Üniversitede “otomotiv öğretmenliği” bölümünü kazanmış olmasına rağmen, devam etmedi. Onun bu okula neden devam etmeyerek, tiyatroyu seçtiğini; Beykoz ve tiyatroya dair biriktirdiklerini ve daha birçok bilgiyi röportajımızda sizler ile paylaşacağız.

Göksel Arslan ile sohbet ederken, onun genç yaşına rağmen tiyatro konusundaki derin bilgisinin farkına varmamanın mümkün olmadığını ve bu nedenle bir Beykozlu olarak kendisiyle bir kez daha gurur duyduğumuzun da altını çizmeden edemeyeceğiz.

Hacı Numan İlköğretim Okulu ve Beykoz Vakfı

Genç oyuncunun tiyatro ile tanışması, ortaokulda Hacı Numan’da okuduğu sıralarda bir piyes için başrole seçilmesiyle başlıyor. Arslan, bunun sonrasında Beykoz Vakfı ile tanışıyor. Vakıf’ın o dönemki eğitmenleri ise Mehmet Çerezcioğlu ve Ragıp Yavuz. 

Göksel Arslan, hocaları olan Çerezcioğlu ve Yavuz’un aynı zamanda Şehir Tiyatroları sanatçıları olduğunu da sözlerine ekliyor. Genç oyuncu, Ragıp Yavuz’un 1998 yılında Beykoz Vakfı’nda yönettiği “ Bir Tutam İnsan” isimli oyunda yarı- profesyonel olarak rol alıyor.

Daha sonraki dönemde yani lise yıllarında lisenin tiyatro kulübünü çalıştırmaya başlayan Arslan’ın burada sahnelediği oyun büyük başarı kazanınca, grup Beykoz Vakfı’nda turneye çıkıyor ve büyük beğeni kazanıyor. Bize bunları anlatırken tiyatro yapabileceği konusunda kendisini cesaretlendiren lise öğretmeni Süleyman Yücel Akat’ı anmadan da edemiyor.

İleride “keşke” dememek için!

Tiyatro sevgisi yüreğine işlemiş olan genç oyuncu, üniversite sınavlarına giriyor ve “otomotiv öğretmenliği” bölümünü kazanıyor. Gelgelelimbu okula devam etmek yerine, “yaşamının ileriki safhalarında ‘keşke’ dememek ve içindeki tiyatro sevgisini canlı tutmak için” konservatuar sınavlarına giriyor ve kazanıyor.  

Kazandığı okul ise, Selçuk Üniversitesi, Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümü. Beykozlu genç tiyatrocu, üniversite yıllarında da sadece eğitim almak ile kalmıyor ve Konya Devlet Tiyatrosu’nun oyunlarında da rol alıyor.

İsim yapmış özel tiyatrolarda oynadı

Üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’a döndüğünde ise, kendisini “Garaj İstanbul”, “Tiyatro Dot” gibi özel ve ün yapmış tiyatrolarda yönetmen yardımcısı olarak buluyor! Ardından onu İstanbul Devlet Tiyatroları ve nihayet İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahnelerinde görüyoruz.  

“Zaten” diyor Beykozlu genç oyuncu, “ ortaokul ve lise yıllarında Şehir Tiyatroları’nın oyunları ile büyüdüm ben. Daha seyirci iken tüm oyuncuları tanıyordum. Benim için çok ilginç bir durumdu; çocuk iken hayranlık duyduğunuz sanatçılar ile aynı sahnede rol alıyorsunuz!” Arslan’ın, Şehir Tiyatroları’ndaki ilk rolü ise İskender Pala’nın “Leyla ve Mecnun” isimli oyununda olur!

Yönetmenlik hevesi!

Beykozlu tiyatrocu, yaptığımız sohbette, yönetmenlik ve rejisörlük hevesinin konservatuar yıllarında gelişen bir süreç olduğu bilgisini veriyor bize. “Bazı sınıf arkadaşlarımın rollerine yardımcı olurken, onlara ‘ben olsaydım, şöyle yapardım’ şeklinde telkinlerde bulunurdum. İşte, bendeki yönetmenlik süreci bu şekilde başladı.”

Başarılı yönetmenler ile çalıştı

Göksel Arslan, yönetmen yardımcısı olarak bugüne kadar oldukça başarılı isimler ile birlikte çalışmış olmaktan duyduğu memnuniyeti de şu şekilde ifade ediyor: “Arif Akkaya, Mustafa Avkuran ve Ali Taygun gibi oldukça iyi yönetmenler ile çalıştığımı düşünüyorum. Şu an Şahika Tekand ile birlikte İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali’ne hazırlanıyoruz. Oyunumuzun adı ise ‘Oyun!’ ”

Arslan, Şahika Tekand’la birlikte çalışmak ile ilgili duygularını da paylaşıyor bizimle “ Şahika Hanım’la birlikte çalışmak müthiş bir duygu! Kendisi özel tiyatrosu ile birlikte tiyatro olimpiyatlarına katılıyor ve buradan ödüller kazanarak dönüyor!” Bir “Efendim?” nidasıyla, şaşkınlık içinde yanıtlıyoruz genç yönetmeni: “Tiyatro Olimpiyatları da mı var?”

Beykoz’dan bir Ali Taygun geçti!

Arslan, bu açıklamayı yaptıktan sonra ise adeta geçmişte bir yolculuğa çıkıyor ve bize önemli bir açıklamada bulunuyor. Bunu kaçımız biliyor, bilmiyorum! Ancak Arslan’ın bir zamanlar birlikte çalıştığı yönetmenlerden biri olan rahmetli Ali Taygun’un bir ara Beykoz’da yaşadığını öğreniyoruz kendisinden!

Peki Ali Taygun kimdir? Arslan’ın ifadesiyle,  “İstanbul’da yapılan Habitat II ile NATO’nun İstanbul toplantısının açılışları için çok ses getiren “Lirik Tarih Gösterisi”ni hazırlamış, birçok yabancı devlet başkanından bu gösterinin başarısı dolayısıyla övgüler almış ve dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olarak kabul edilen Yale’de tiyatro yönetmenliği eğitimi görmüş bir insan Ali Taygun.” Yani, kısacası, Türk tiyatrosu için  önem arz eden isimlerden biri.  

Göksel Arslan, Taygun’un Beykoz’a yerleşme sürecini ise şu şekilde anlatıyor: “ Rahmetli, emekli olduktan sonra Beykoz’da yaşamak istedi. Cihangir’de yaşıyordu. Ona Şahinkaya ile Ortaçeşme arasında bir ev buldum. Ve o, ömrünün son bir buçuk yılında Beykoz’da, iki köprüyü de gören bahçeli bir evde yaşadı. Buna vesile olduğum için çok mutluyum. Hocam, Beykoz’u çok sevmişti. Evinin önünde küçük bir bahçesi vardı ve ara sıra sahile iner, halk ile sohbet ederdi.”

Beykoz’da amatör bir tiyatro grubu

Göksel Arslan, sadece tiyatro oyuncusu değil, “oyun oynatmak”, yani sahnelemek konusunda da oldukça hevesli bir genç! Bir yönetmen yardımcısı olması bunun zaten önemli bir kanıtı. Ancak onun amatör ruh ile yapılan tiyatroya karşı duyduğu derin bir hayranlığı var. Bu amaçla 2008’li yıllarda Feridun Karakaya Sahnesi’nde 7’den 70’e herkese açık bir amatör tiyatro gurubu çalıştıran Arslan, burada Haldun Taner’in “ Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” isimli oyununu sergiler. Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” isimli oyunu da grubun sergilediği oyunlardan bir diğeri olur.  “Ancak” diye ekliyor Göksel Arslan, “bu tiyatro grubumuz ne yazık ki elde olmayan nedenler dolayısıyla dağıldı.”

Fevzi Çakmak Lisesi’nin tiyatro başarısı

Sohbetimiz sırasında Arslan’ın 2009 yılında Fevzi Çakmak Lisesi’nde bir tiyatro gurubu çalıştırdığını ve bu grubun, İstanbul genelinde “Ayşe Telırmak” adına düzenlenen tiyatro yarışmasında ”Jüri Özel Ödülü” aldığını öğreniyoruz. Ödül alan bu oyun ise, Aiskhylos tarafından kaleme alınmış oldukça ünlü bir Antik Yunan tragedyası:  “Zincire Vurulmuş Prometheus”

Karagöz- Hacivat da oynattı

Genç oyuncu, Akbank Kukla Tiyatrosu’nda Tacettin Diker ile birlikte Karagöz- Hacivat oyunlarında kukla da oynatmış! Konuşması sırasında, Tacettin Diker’in UNESCO tarafından “Karagöz- Hacivat oynatıcılığı kayıt altına alınmış bir şahsiyet” olduğu bilgisini de aktarıyor bizlere.

Beykozlu Arslan, sadece kuklasını oynatmakla kalmamış, Karagöz’ü birçok kez sahne üzerinde de canlandırmış!

En son oynadığı oyun: “Çığ”

İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçısı Göksel Arslan, en son Tuncer Cücenoğlu’nun “Çığ” isimli oyununda rol almış. Genç sanatçının rol aldığı diğer oyunlardan bazıları şunlar: Leyla ile Mecnun, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Vişne Bahçesi, Coriolanus, Eskici Dükkânı…

Haliç Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi alıyor

Arslan, eğitim aşığı biri! Konservatuar sınavlarına hazırlanan gençlere ücretsiz dersler verdiği olmuş. “Bilgi paylaştıkça çoğalır” diyor.  Öğrendiklerini gençlere aktarmak konusunda, yani eğitim verme noktasında oldukça istekli olan genç oyuncu, iş “eğitim almaya” gelince de aynı şekilde hevesli! O, kendisini sürekli yenileyenlerden! Şu anda Haliç Üniversitesi’nin Konservatuar bölümünde tiyatro alanında yüksek lisans yapıyor. Burayı bitirdikten sonra ise eğitim konusunda başka hayalleri de var!

Oyun da yazıyor

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın düzenlediği “Genç Günler Festivali”nde “Gece O Kadar Kirliydi ki, İkisi de Kayboldular” isimli oyunu yöneten genç oyuncu, tiyatro oyunu da yazıyor, ancak bunları henüz sahneye koymamış! “ Konvansiyonel, yani klasik tiyatro anlayışının dışında işler yapmak üzere adımlar atıyorum. Yani, daha performansa dayalı, deneysel arayışlar içine girmiş çeşitli tiyatro prensiplerini birbirine harmanlayarak kullanmak istiyorum. ‘Seyyar Sahne’ adlı tiyatro grubunun Oğuz Atay’ın ‘Tehlikeli Oyunlar’ romanından uyarladığı tek kişilik oyununu izlemiştim. Bu bende yeni ufuklar açtı. Bu oyunda, Erdem Şenocak, tek bir kişi olarak salonda bulunan izleyicilere 2 saat boyunca koca bir romanı adeta dinlettirebildi! Demek ki, insanlara müzik, efektler ve video olmadan da bir oyunu doğal şekilde izlettirmek mümkün.”

Tiyatro Unutuluyor

Bence tiyatro unutuluyor. İnsanların ilgisini tiyatroya çekmek için bir çalışma içerisine girildi.  Birçok tiyatro teknolojiyi de içine aldı. Bu, tüketici toplumu olmamızın ve hızlı yaşamamızın da doğal bir sonucu. Ancak buna rağmen “Seyyar Sahne” grubunun  oyunları da kendini izlettirilebiliyor seyirciye! Bence, tiyatro ilk orijinal haline, yani seyirci ve oyuncu arasındaki doğallığa geri dönmeli. Her şey yalın haliyle daha güzel; işin içine o kadar çok şey katmanın bir anlamı yok.”

Sokaktaki insanların çoğu ‘ah tiyatro’ diye iç çeker!

Arslan ile yaptığımız röportajın sonlarına doğru, İzmir-Şirince’de “Tiyatro Medresesi” adı altında bir tiyatro kampının kurulduğunu da öğreniyoruz. Arslan’ın burası ile organik bir bağı bulunmuyor. Ancak amatör ruhun coşkusuna inanan genç oyuncu, bu konuda şu açıklamayı yapıyor: “Sokaktaki insanların yüzde 70’i ‘ ah tiyatro’ diye öykünür! Bazıları bu konuda bir şeyler yaparken, bir kısmı ise hiç bir şey yapmaz. Yani, bu istek, teoride kalır, pratiğe geçmez. O nedenle insanların sanatta kendilerini bulabilmeleri ve kendi becerilerinin farkına varabilmeleri için dingin bir ortamda bulunmaları lâzım. Bu kamp, o nedenle iyi olacak.”

Göksel Arslan ile 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde yaptığımız bu röportajı, kendisini İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali’nde sergileyecekleri oyun için çalışmaya göndermek üzere sonlandırdık.

Beykoz Güncel Haber olarak Beykozlu sanatçımıza çalışmalarında başarılar diliyor ve kendisinin daha nice başarı haberlerini sayfalarımızdan Beykozlular’a ulaştırmayı umuyoruz.

Röportaj: Arzu Başlantı

YORUMLAR...