Reklam
Sueda Muradoğlu

Devlet ebed müddet

29 Ekim 2019... Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.

Alnımızın akı Barış Pınarı Harekâtı ile ilgili bir şeyler yazmanın boynumuzun borcu olduğunu düşündüğüm şu günlerde konuya biraz uzaktan, biraz daha geniş bir açıdan bakmak istedim. Ve bana sorarsanız olması gereken yerden...

Gurur duymamız gereken bir tarihin mirasçılarıyız bizler. Ve şükür Allah’a ki, asrımızda da bu tarih aynı onurla yazılmaya devam ediyor, gelecek nesiller için bu asır da altın harflerle not ediliyor! Selam olsun Başkomutanımıza...

Bugün Cumhuriyetimiz bayramı! Ancak milâdı 1923 olan bir devletin bayramı değil, asırlardır süregelen şanlı bir milletin bayramı. 2 bin 200 yılı aşkın bir tarihi, pek çok devleti olan bir milletin evlatlarıyız biz. Bu 2 bin küsur yılın pek çok tarihi dönüm noktaları vardı, 1923 de bu dönüm noktalarından biri... En kritik dönüm noktalarından biri...  Ancak takdir edilmeli ki 2 bin 100 yılı bir kenara atılıp son 100 yılına sahip çıkılan bir tarihe sığdıramayız cumhuriyeti!!! Adaletsizlik hatta zulüm olur böyle yüce bir mirastan mahrum etmek gençlerimizi! Bizim sahip çıkmamız gereken şanlı bir tarih var; paha biçilmez bir miras... Gençlerimize anlatmalıyız, bilmeliler ki, dedeleri Avrupa’dan Orta Asya’ya, Moğolistan’dan Çin’e, Ortadoğu’ya kadar pek çok coğrafyada devletler kurmuştu. "Türk kimliği" dünya tarihinin her sayfasında şanıyla yer almıştı! Tarihimiz kritik dönüm noktalarıyla süslüydü ve bu kritik dönemeçler sadece milletimizin değil dünyanın da tarihine yön vermişti çoğu kez.  Sultan Alparslan vardı mesela! Bin yıl önceydi! Malazgirt’te verdiği savaş, iki ordunun savaşı değildi! Sonunda kazanılan da sadece bir zafer değildi! Asırlar ötesine ışık tutacak bir kandili yerleştirmişti Anadolu coğrafyasına! Bir toprak parçasını kazanmaktan çok daha fazlasıydı! Söğüt’te dikilne meselâ alelade bir çınar ağacı değildi! Fatih Sultan Mehmed’lerin, Kanuni Sultan Süleyman’ların, Yıldırım Bayezid’lerin doğum müjdecisiydi, bir muştuydu! Bir dedemiz vardı hani; karadan gemi yürütmüştü, O’nun bir torunu vardı hani; bir Osmanlı subayı; Kurtuluş Savaşı’nı yönetmişti! Mustafa Kemal’di adı... O’nun da bir başka torunu var şimdi, büyük dedelerine nazire edercesine deniz içinden trenleri yürütüyor şimdi... Hepsi bizdendi, bizimdi... 

Bugün bu görkemli mirası reddedersek, oluşturacağımız iklimde yetiştirmeye çalıştığımız fidanları soğuk vurur, ayaz vurur... Çünkü bu coğrafya o iklimin coğrafyası değil... Önce Orta Asya’nın ikliminden bahsetmek gerek yetişecek fidanlara...

Cumhurbaşkanlığı forsumuzun ki bana göre dünyanın en havalı forsudur, 16 yıldızı... 16 büyük Türk Devlet’i... Şimdi biz bu 16 yıldızın hangisini inkar edelim de son yüz yıl ile gençlerimizin ağzına bir parmak bal çalalım? Biz dünyanın en onurlu, en güçlü milletiyiz. Evet bileği bükülmeziz ama gücümüz bileğimizden değil yüreğimizdeki imandan gelmektedir. Bu onurlu milliyetimizle dahil olmamız gerekmektedir dünya sahnesine. Milliyetimizle katılmadığımız her meselenin ancak yabancısı oluruz; bilmeliyiz. Tam da bu sebeple, anlatmalıyız, öğrenmeliler. Anlatmalıyız meselâ milletimiz var olduğundan beri mazluma sahip çıkar ancak dünya tarihi "Türk Mülteci" diye bir şey yazmamıştır; yoktur! Anlatmalıyız; tarihimiz ihanetlerle, savaşlarla doludur ancak gaddar değilizdir! Soykırım diye bir şey yoktur meselâ tarihimizde! En büyük ihanetlerden bile sonra en fazla "tehcir" demiştir dedelerimiz... Ve hesabın kalanını Allah a havale etmiştir! 

İşte biz bütün bunları anlatmadığımız içindir ki, bugün Amerika’nın mektubuna cevap vermeyen ve dahi mirasına en iyi sahip çıkanlardan bir torunu kendi milletine bile bir türlü izah edemeyiz! Ve izah edemeyiz 13 Kasım’da o mektubun cevabını değil kendini sahibine elden verecek olan bir Türk’ün bununla ne demek isteyeceğini... Orta Asya’nın iklimini solumamış bir nefese komşuya sahip çıkmayı, onun canını kendi canı bilmeyi, ümmetine kol kanat germeyi anlatamayız! Ve anlayamazlar "azdan az, çoktan çok gider" diyen yüreğin cesaretini... 

DEVLET EBED MÜDDET... 

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...